Satori

Karşı yakaya geçmek için bindiğim motor denizin ortasında durdu. Niye durduğunu anlamak için okuduğum kitabı bıraktım. Dev bir şilebin geçişini bekliyormuşuz.

Gece dolunay ışığında, denizin ortasında dev şilebin geçişini beklerken hafif hafif sallanan bir motorda olmak nefis bir andı. Keşke X de yanımda olup bu manzarayı görseydi, bu anı hissetseydi diye geçti içimden.

Aynı anda, birlikte oturup aynı manzaraya bakmış olsaydık bile asla aynı şeyi göremeyeceğimizi anladım.

Tadını çıkardım.

Bookmark and Share

Popularity: 1% [?]

Karınca VS Ben

Karıncalara karşı bir zaafım var, amannn günlük sana yalan mı söyleyeceğim, ne zaafı düpedüz vicdan azabım var.

Karıncalar beni rahatsız eder küçüklüğümden beri, miniminnacık kımıl kımıl, hep kalabalıklar, küçük bi böcek falan ölse hemen etrafına toplanıp yemeye başlarlar. Beni en rahatsız eden o küçücük kımıl kımıl halleri.

Neyse 8-9 yaşlarındayım, bahçede oynuyorum, asmanın altına, bunlar toprağı küçük bir koni şeklinde dışarı ittirmişler, sürekli yuvalarına bir şeyler taşıyorlar. Başlarında durdum izledim önce. Sonra nerden ne taşıyorlar diye merak ettim. Ne taşıdıkları da belli olmuyor, ama sürekli bir faaliyet var, biri iniyor biri çıkıyor, Cuma günü E5 gibi olmuş ağacın gövdesi, acayip bir trafik. Sonra birden psikopatlığım tuttu. Küçük yuvarlak bir sopa aldım. Karıncaların üzerinde bir silindir gibi dolaştırmaya başladım. Onlarcasını ezdim. Baktım hiç kaçmaya falan çalışmıyorlar, ezilmiş arkadaşlarına bir an bakıp devam ediyor yollarına bazıları hiç umursamıyor bile, ezilmiş bir karıncanın üzerinden geçip gidiyor. Bir süre daha ezdim onları. Sonra bir anda tiksindim. Ezilmiş karıncalardan, bunu yaptığım için kendimden. Acayip bir dehşet duygusuyla uzaklaştım oradan.

Yıllarca karıncalar konusunda garip bir his oldu içimde, tatlı bir şey falan yerken bir parça toprağa attım. Çayımı şekersiz içerim ama çayın yanında verilen kesme şekerleri karıncalar yer diye köşelere bıraktım. Yine onların o kımıl kımıl sürü halinde dolaşmaları rahatsız etti ama öldürme düşüncesi aklımın ucundan bile geçmedi.

Bir gün aktarın önünden geçiyorum camda şöyle bir yazı “Karınca Yemi Geldi” Allam dedim ne manyakça bişi, insanlar karıncalara yem mi alıyorlar? Kuş yemi gibi bir şey mi, kim karınca beslemek ister ki, bide onlar için yem satın alır, belki evdeki karıncaları yemle uzaklaştırmak içindir falan diye düşündüm.

Bir süre önce bahçeli bir eve taşındım yine. Bir kış eve geldiğimde salonumda kendilerine otoban yapmış karıncalar gördüm. Bu manyaklar kış uykusuna yatmıyor muydu, yaz boyu kış için yiyecek toplamıyorlar mıydı? Salonumun ortasında ne işleri var diye bozuldum. O minik ayakları ile parkenin altından çıkıp taa öteki odaya gidip bir şeyler getiriyorlar, yine ne taşıdıkları belli bile olmuyor, sürekli bir hareket var. Sinir oldum. Burası benim evim, sizi istemiyorum çıkın gidin beni rahat bırakın konuşması yaptım başlarında, umurlarında bile olmadı. Minik ayaklarıyla pıtır pıtır ordan oraya gidip durdular. Öldürmek de istemiyorum ama minik ayaklarıyla dolaşmalarına da tahammül edemiyorum. İnternetten araştırdım defneyaprağı kokusunu hiç sevmezlermiş. Bende bayılırım defneyaprağına çaya, pilava falan katarım sürekli bulunur evde. Hemen onların gezi yolların defneyaprağı serdim. İşe yarıyormuş bir iki gün içinde kayboldular. Yaz gelince mutfakta uyandılar, hemen yuvalarından çıktıkları yerlere defneyapraklarını kırıp sokuşturdum. Bu sefer başka bir yerden çıkmaya başladılar. Tezgahın üzerini defne yapraklarıyla dolu. Ama hala karıncalar var. Onlar inat etti ben inat ettim. Öldürmeyeceğim bu sefer. Her yerde dolaşmasınlar diye bir kesme şekeri yuvalarının dibine koydum. Niyetim çıkıp yemeklerini alıp hemen geri girsinler dolaşmasınlar ortalıkta.

Daha ilginç bir şey fark ettim. Tezgahın üst tarafında kombinin arkasında yaşayan tombul gövdeli çirkin minik bir örümcek. Bu örümcek benim öldürmediğim, üstelik şekerle beslediğim karıncaları ağıyla yakalıyor. Onları aynen yüzüklerin efendisinde örümceğin Frodo’yu paketlediği gibi paketleyip kolye gibi ordan oraya sarkıtıyor. Abuk subuk yerlerde minik ağlar ağlara sarılmış minik minik küçük karıncalar. Ağlar dikkatli bakılmayınca görülmüyor bile, havada salınan minicik siyah toplar varmış gibi.

Örümceklerden hiç hoşlanmam. Üstelik benim öldürmemek için onca uğraştığım karıncaları kendine konserve yapmış olmasından hiç ama hiç hoşlanmadım. İlk aklıma düşen örümceği öldürmekti. Ama doğal seleksiyon dedim. Hayvanın yemeğine karışma. Bu arada mutfak benim habitatım yerine, örümceğin habitatı oldu. Madem öleceksiniz sizi ben öldüreyim dedim. Örümceğin kendisi için paketlediği minik kolye görünümlü karıncaların hepsini attım. Karınca yeminin de aslında karınca zehri olduğunu öğrenip gidip bir paket aldım. Bu paketler ikili. Bir tanesini açıp camın önüne yuvalarına yakın bir yere koydum. Paketin üzerinde diyor ki, içinde karıncaların çok sevdiği bir yem var, alıp yuvalarına götürürler ve hepsi ölür. Hafif bir rahatsızlık hissettim tabi, küçükken onlarca karıncayı öldürdüm diye vicdan azabı hissetmiştim, şimdi bir koloniyi sessiz sedasız katlediyordum. Ama galiba karıncalar bu yem işine akıllanmış. Bir iki gün sonra hiç karınca görünmedi. Koca bir yazı karıncasız geçirdim. Şişko örümcek de öldü galiba onu da bir daha görmedim, zaten ne kadardır ki ömrü diye düşündüm, ya da yemek bulamayınca gitmiştir. Oh mutfak yine benim alanım oldu.

Bu sene karıncalar yine çıktı ortaya, hani koca bir koloniyi öldürmüştü o yem. Bu senekiler nerden çıktı diye düşündüm. Üstelik o kadar çoklar ki, minik siyah yaratıklar tezgâhımı bastılar gene. Üstelik deli gibi temizlik yapıyorum, dezenfektan falan sıkıyorum kokusundan kaçarlar diye, hiç olmadığım kadar temizim, hiç çöp kırıntı bırakmıyorum, ama hala geliyorlar. Bu sefer çok düşünmedim, kalan karınca yeminin öteki paketini buldum hemen camın önüne koydum.

2 gün oldu.

Geçen sefer ya örümcek topluyordu ölenleri ben görmüyordum, ya da bu seferkiler pek bir aptal yiyip ölmeye devam ediyorlar. Veya bana vicdan azabı çektirmek için ölüleri özellikle görebileceğim yerde bırakıyorlar. Tezgâhın üzeri minik minik siyah top haline gelmiş ölü karıncalarla dolu. Onlarca.

Karıncalar bu savaşı sizin kazanmanıza izin veremem. Gerekirse eve bir karıncayiyen alırım. Mutfağımı size bırakmam! Bunu lütfen bir tehdit olarak alın ve tekrar düşünün. Dışarıda yiyebileceğiniz onca şey varken niye benim tezgâhımdasınız hala.

Bookmark and Share

Popularity: 9% [?]

İlgi çekmek

Bakıyorum da sitede ne kadar çok ilgimi çeken konu olmaya başladı. Açık açık çağrılıyorum gibi hissediyorum. Zaten beni iyi tanıyana gamaro da sezmiş durumu. Yakında geleceğim gibi duruyor. Elimde de iyi konular var bu arada. Ama şu gamaronun editörlük istediği konuyu merak ettim. Ebubekir e söz verdim deyince tahmin ettiğim konu mu olacak bakalım.

Aslında tartışması gereken bir konu şu İnegöl’de gelişen olaylar olabilir. Veya Almanya’da ki izdiham. Sormak lazım ebubekire ehlikitap almanlarda veya vahiyde ters giden nedir?

Hüseyin abi, o kule ya eğimlidir piza kulesi gibi veya rüzgar vardır o yörede. Dünya yandan çekmez, yandan göbek atar ama çekmez. Ha dersin ki yer çekimi yoktur, gök itimi vardır o zaman konu başka. Belki gök yana doğru itebilir.

Bookmark and Share

Popularity: 7% [?]

Bilim

Sitede ne güzel  bilim konuları, zeka soruları konuşulmaya başlandı. Tam da ilgilendiğim konular. Evren, boyutlar, uzay, görelilik, olasılık vs vs. Güzel konular ama bir müddet daha paralel günlükten yazmaya devam edeceğim. Bu arada slyvia nın olasılığı çözmesi de çok sade ve güzeldi. Zaten matematikte her zaman en sade denklemler en güzelleri olmuştur. Simplex sigillium veri. (Basitlik, gerçeğin göstergesidir.)

Toro’nun sorusu da güzel. Tam analiz edilecek bir soru. Buradan el atabilirim yine. Veya bilmiyorum belki dönerim artık. Çok cazip konular var. Daha kimseye de SS lik yapmadım hem. Canım çekmiyor değil hani oy atmak.

Bir de hava çok sıcak, yapış yapış.

Bookmark and Share

Popularity: 8% [?]

Hasret

Hiç gelmeyecek birini özlüyorum. Ah o tatlı nefesini üzerimde yeniden duysam, yüzüklerinin tatlı sıktığı o beyaz ellerini tutsam. Öpsem. Ah! Burada şimdi yanımda olsan, başımı dizlerine koysam. Yüreğimi sana açsam. Ve aptallıklarımı… Biliyorum, biliyorum senin için ben ne kadar da salak olsam yine de değerliydim. Ah! Bu yara! Şu bağrımı yakan yaranı anlatamam. Ah çekmekten başka!

Bookmark and Share

Popularity: 9% [?]

Tuzak

Biliyorum beni siteye çekmek için zeka sorusu soruyorlar hem de en sevdiğim konudan, olasılık konusundan. Ama ben ne yapıyorum, soruyu burada çözüyorum ve hala sonsuz.us a girmiyorum. Neymiş sorumuz bakalım.

İki tabak dolusu biskui düşünülsün; tabak 1 içinde 10 tane çikolatalı biskui ve 30 tane sade biskui bulunduğu kabul edilsin. Tabak 2 içinde ise her iki tip biskuiden 20şer tane olduğu bilinsin. Evin küçük çocuğu bir tabaği rastgele seçip bu tabaktan rastgele bir biskui seçip alsın. Çocuğun bir tabağı diğerine ve bir tip biskuiyi diğerine tercih etmekte olduğuna dair elimizde hiçbir gösterge bulunmamaktadır. Çocuğun seçtiği biskuinin sade olduğu görülsün. Çocuğun bu sade biskuiyi tabak #1 den seçmiş olma olasılığı nedir?

Şimdi rastgele oluşan 100 olay tasarlayalım hemen ve bu çocuğu yüz kere gönderelim. Elbette evrende bu çocuk hep çikolatalı veya sade bisküvileri alabilir fakat biz bu olayı sonsuza ıraksatarak sanki dengeli bir dağılım varmış gibi hayal edelim.

Bu çocuk %50 olasılıkla birinci tabağa gidecek ve yine %50 nin %25 i oranında çikolatalı, %75 oranında da sadece bisküvi seçecektir. Yani 12,5 çikolatalı, 37,5 sade bisküvi seçecektir. (Buçuklar sizi şaşırtmasın, olasılık dünyasında herşey olabilir) İkinci tabağa gittiğinde ise, 25 sade, 25 çikolatalı seçecektir.

Şimdi kesin olarak bildiğimiz nedir? Bu çocuğun sade bisküvi seçtiği. Yani 25 + 37,5 = 62,5 sade bisküviden 37,5 u birinci tabaktan olma olasılığı var. 37,5/62,5 alt tarafı 100 tamamlayacak şekilde işlem yaparsak, 60/100 yani %60 buluruz.

Gelelim referanduma. Bu konuda gerçekten merak ediyorum, siyasetle ilgilenmiyorum fakat ne isteniyor ne yapılmaya çalışılıyor veya ne olacak merak ediyorum. Bu konuyu takip ediyorum.

Bookmark and Share

Popularity: 15% [?]

Evrim

Şu siteden ne zaman kısa bir süre ayrılsam, ya evrim oluyor ya devrim. Bu sefer de evrim geçirmiş site ve “doğal seleksiyon” ile işlemeye başlamış. İpliklerin pazara çıkarıldığı dönem diyorum ben buna ve hayırlısı olsun şeklinde de dileklerime devam ediyorum.

Fakat “Sonsuz Seçiciler” yerine daha güzel bir isim bulunamaz mıydı? Mesela “Sonsuz Seleksiyon” :) Paralel evrenden yaptığım bu önerinin dikkate alınmasını istiyorum.

Bookmark and Share

Popularity: 17% [?]

Günün Değerlendirmesi

Yapılan yorumları okuyunca günün epey heyecanlı geçtiğini söyleyebilirim. Neyse ki Gamaro var. Ve neredeyse yazılarının hepsinin altına imza atasım geliyor. Bilseydim kendimi daha önce çekerdim tatile. Nasıl olsa yerimi dolduracakmış. Gerçi yükün tamamını ona bırakmasa mıydım. Neyse uğraşsın biraz.

Ebubekir bildik türküleri okurken, kaplumbağanın öpüşme yazısı ve öpüşme anketleri “Ahlak zabıtlarını” yeterince harekete geçirdi. Gerçi aklıma bir kaç tane daha anket geldi onu söylemeden geçmeyelim. Eminim ki şimdikilerden daha çok ses getirecek. Bir de tartışma nasıl alevilik ve siyaset üzerine kaymış şaşırır gibi oluyordum ki tam yorum yapanlara bakınca özellikle siyasete kaymaması mümkün değil gibi.

Bütün bunlar bir yana bazı yorumlarda seviye düşüklüğü gözlere çarpıyor. Kişisel hakaretler fazla denilebilecek kadar yorum vardı bugün. Bakalım yarın umarım daha düzelir ve hakaretler durur.

Agnia ve Golem e hoşgeldiniz diyorum. Özellikle anasayfada güzel yazılar olarak göze çarpıyor Agnia ve Levinstaynın yazısı. Gerçi güzel yazılara rağbet daha az mı oluyor artık? Eskiden sanki daha fazlaydı. İnsanlar demek ki tartışmak, kendini ifade etmek istiyor. Bakalım, seyretmeye devam.

Paralel evrenden sevgilerle… ;)

Bookmark and Share

Popularity: 18% [?]

Evet günlük

Sonsuz.Us ta yazmaya ara verdiğim şu dönemler seninle olmayı tercih ediyorum. Sebebini sorarsan dönüp dolaşıp aynı yere geliyor olmamız. Gelişen gelişiyor da, ardı arkası kesilmiyor ki. Tam bir şeyleri anlatıyorsun tamam diyorlar, ardından bir başkası yine aynı sorularla geliyor. İnsanlar okumayı sevmiyor veya okuduğunu anlayamıyor.

Şimdilerde bir “namus” tutturuldu gidiyor bakalım. Sebebi gerçi benim açtığım bir başlık ama insanlar namustan konuşmayı çok severler. Hele ki namustan anladıkları “kadın” ise. Namusu kadının, kadınlığına getirip oturttuktan sonra, kız kardeştir, eski eştir hep kadınlar üzerinden gider artık konu. Onlar ne yapsın ama, öyle büyümüşler. Söküp atmak kolay mı bu yargıları. Hele ki söküp atmak istemezken.

Neyse, sadede gelirsem günlük bütün herkesin derdine çare olacak yazılar mevcut, aramak isteyen arayıp bulur, şimdilik en iyisi monolog takılmak. Sen beni anlarsın hiç olmazsa…

Bookmark and Share

Popularity: 22% [?]

Sağanak Yağmur ve Concha Buika

Eve girip ıslak kıyafetlerimi çıkardıktan sonra, ne ışığı açmak ne giyinmek geldi içimden.
Camları açtım. Yağmurun sesi ve kokusu doldu salona.
Kurutmak için uğraşmadım saçlarımı, içimi sızlatan bir kayıp gibi çalıyordu şarkı kafamda. Uyuyana kadar tekrar, tekrar çalması için ayarladım. Dün gece yarısını içtiğimiz kırmızı şaraptan küçük bir kadeh hazırladım kendime.
Yavaşça yükseliyor müzik şimdi evin içinde, Concha Buika – Volver, Volver
Başka hiç bir şey yok.

Bookmark and Share

Popularity: 29% [?]