Fermuar

HEY! DÜKKAN AÇIK KALMIŞ!

Yıllar önce Internet için yazdığım bir kısa öyküde, pantalonunuzun önünü kapalı tutmaya yarayan şeyin, yani fermuarın nasıl keşfedildiğini anlatmıştım. Yıllar içinde bu öyküye yanıt olarak gelen e-mail miktarı beni şaşırttı. Daha da ilginç olanı, bu mesajları gönderenlerin büyük kısmının, fermuar üzerine ödev hazırlayan öğrenciler olmasıydı.

Bir öğrencinin ödev konusu olarak fermuarı seçmesi beni ister istemez düşündürmüştür. Yapabildiğim tek açıklama ise şu oldu:

Bir öğretmen, öğrencisinden istediği herhangi bir konu üzerine araştırma ödevi hazırlamasını ister. Öğrencinin ne seçeceği hakkında en ufak bir fikri yoktur. (Bunu hepimiz yaşadık.) Ve bakışları önüne düşen öğrenci fermuarını görür.

Evreka! Öğrencinin kafasında bir ampul yanar. Ağzında şu sözleri geveler: “Ödevimi fermuarlar üzerine yapacağım!”

Tamam, harika! Ancak öğrenci büyük bir sorunla karşılaşacaktır: Fermuarın tarihçesi hakkında nereden bilgi bulunur ki? Herhalde bu konu üzerine fazla kaynak bulunmadığını söylesem kimse şaşırmaz. Ve öğrenciler kaçınılmaz bir şekilde benim öykümle karşılaşırlar. Ortalama bir öğrenci, benim hikayemi kes-yapıştır yöntemiyle bilgisayarda kendi metnine ekler ve üstüne de kendi adını yazar.

Aslında bu öğrencilerin seçtiği konunun olağanüstü bir tarihçesi vardır, inanması zor gelebilir ama ortaya çıkışının ilk otuz yıllık döneminde fermuarı görmüş olan herkes, bu ürünün kısa sürede unutulacağından emindi. Evet, fermuar bir zamanlar kesin bir başarısızlık olarak değerlendirilmişti.

Peki bu büyük icat nasıl ortaya çıktı?
Fermuarın patentinin, Whitcomb Judson isimli bir adam tarafından, 29 Ağustos 1893’te alındığı anlaşılıyor. (Bu tarihi unutmayın, Önümüzdeki hafta yapacağım sınavda sorabilirim.) Judson, yaşadığı sürece yaklaşık otuz farklı patent almış Chica-go’lu bir makine mühendisiydi.

Fermuar, hareket edebilen bir sürgü tarafından mekanik olarak birleştirilen bir dizi kancaydı. Judson’ın bu aleti sadece ayakkabıları bağlamak amacıyla yaptığım söylemek gerek. Fermuarların bugün pek kullanılmadığı nadir alanlardan biri bu doğrusu. Ayrıca ismi de ‘fermuar’ değildi; ona basitçe ‘bağlayıcı’ deniyordu. (Akılda kalan bir isim değil mi?)

Fermuarın (pardon bağlayıcının) tek bir sorunu oldu, başarılı olamadı. Sadece tutmamakla kalmadı, kimse onu istemiyordu. Judson, yirmi milyon kişinin takip etmesi beklenen 1893 Chicago Dünya Fuarı’nda ürününü sergilemeye karar verdi. Bu denli kalabalık bir kitle karşısında, büyük kazanç sağlaması kesindi.

Peki kaç tane sattı? Yüz bin? Bir milyon?

Hayır, sadece yirmi tane. Şüphesiz, emekliye ayrılmasına yetecek miktar bu değildi. Yirmi bağlayıcının tamamı, ABD Posta Hizmetleri tarafından posta çuvallarını kapatmak üzere satın alınmıştı. Daha sonra Judson’dan yeni bağlayıcılar sipariş etmediklerine göre, onların da üründen memnun kalmadıklarını varsayabiliriz herhalde.

Keşfinin onuncu yıldönümü itibarıyla, bu zımbırtıyı başarısız olmuş diğer keşif ve projelerden ayıran hiçbir şey yoktu. Böylece yüzyılın sonunda Judson bütün enerjisini otomobiller üzerinde çalışmaya vermişti ve bağlayıcının tasarımında da arada sırada kimi ufak değişiklikler yapıyordu. Fermuar onu hiçbir zaman zengin etmedi ama otomobil patentlerinden biri sayesinde oğlu milyonlarca dolar kazandı.

Judson’ın son patentinin, bağlayıcının parçalarını doğrudan giysilere takmak fikrini sunduğu anlaşılıyor. Şirketi Evrensel Bağlayıcı (Universal Fastener) sonunda bir bağlayıcı üretip satmaya başladı. 1905 yılında piyasaya sürdükleri Güvenli bağlayıcı, güvenliden başka her şeydi. Bir bayanın biraz öne eğilmesi bağlayıcının patlamasına yetiyordu. Ayrıca bu bağlayıcıların imalatı da çok pahalıya geliyordu ve üretildikleri çelik yıkandığında paslanan türdendi, îster inanın ister inanmayın, şirket, her yıkamadan önce bağlayıcının giysiden sökülmesini tavsiye ediyordu! (Bir insan bu işe neden kalkışsın ki?)

Bugün bizim için çok kolay gözükebilir ama o zamanlar insanlar fermuarı nasıl kullanacaklarını da çözemiyorlardı. Bağlayıcılar, kullanma kılavuzlarıyla birlikte satılıyordu! (Herhalde içinde ‘Mahrem bölgelerinizin dışarı taşmadığına emin olduktan sonra bağlayıcıyı kapatın’ gibi şeyler yazıyordu.)

Evet, anlaşılan fermuar asla…

Ama durun! Hepsi bu kadar olamaz. Fermuarları her yerde kullanıyoruz.

Öyleyse efsane devam ediyor…

1906 yılında, Gideon Sundback adlı İsviçre doğumlu ve Almanya’da eğitim görmüş bir mühendis şirkette çalışmaya başladı. Sundback, endüstri devi Westinghouse’da çalışmak üzere bir yıl kadar önce Amerika’ya göç etmişti. Daha sonra, batıp çıkmakta olan bağlayıcı şirketinde çalışmak üzere işini bıraktı. Eminim, ‘Bir insan neden batmakta olan bir şirkette çalışmak için böylesine sağlam bir işi bırakır ki?’ diye düşünüyorsunuzdur. Cevabı, aşk! Sundback, Evrensel Bağlayıcı’nın l?aş tasarımcısının kızı Elvira Aronson’a aşık olmuştu.

Sundback’in Plako adı verilen ilk tasarımı, 1908 yılında piyasaya sürüldü. Her ne kadar Judson’ın son tasarımına göre ilerleme kaydedilmişse de, yeni bağlayıcı da eski modelin birçok sorununu taşıyordu. Zayıf bir üründü ama yine de şirketi ayakta tutmayı başardı.

Sundback daha iyisinin yapılabileceğinden emindi. 1917 yılında, patentini aldığı paslanmaz bağlayıcıda, Judson’ın orijinal modelinin sorunlu mekanik kancaları yer almıyordu. İlk olarak belirlenen Kancasız Kanca ismi, daha sonra Kancasız #2 bağlayıcı olarak değiştirildi. (Kancasız #1 hiçbir zaman üretime geçemedi.)

Modern fermuar böylece doğmuş olduğuna göre öykümüz de burada bitti. Bitmemiş olduğunu biliyorsunuz, aşağıda daha bir sürü paragraf var!

Durun biraz! Şirketin büyük bir sorunu daha vardı. Bağlayıcının sorunları çözülmüştü çözülmesine ama hala kimse onu satın almak istemiyordu. Şirket yıllar boyunca bu alışılmamış aletin tanıtımını yapmaya çalıştı ama bir türlü sonuca ulaşamadılar. Eski Güvenli ve Plako bağlayıcılarının sorunlarını hala unutmamış olan insanlar, bu ürünü yeniden denemek istemiyorlardı. Kimileri de bu garip aletin yüksek fiyatından çekiniyordu. Geçmişi unutturmaya çalışan şirket ismini değiştirerek, Kancasız Bağlayıcı Şirketi adını aldı.

Fermuar ilk kez Birinci Dünya Savaşı sırasında düzgün bir şekilde kullanıldı. Ne w York’lu bir terzi olan Robert J. Ewig, üzerinde Zip (Fermuar) markası bulunan fermuarlı bir pilot yeleği hazırlamıştı. Ancak, fermuar isminin yaygın kabul görmesi bu ürünle gerçekleşmedi. Ewig’in yelekleri tutmamıştı ama daha sonra tasarladığı fermuarlı para kuşaklan, üniformalarında cep bulunmayan denizciler arasında son derece popüler oldu. Yaklaşık yirmi dört bin kemer satıldı ama savaşın bitmesiyle birlikte talep de sona erdi.

1919 yılında, Locktite tütün kesesi ilk başarılı fermuarlı ürün oldu. 1920’lerin ortasına gelindiğinde, her yıl yaklaşık iki yüz bin adet üretiliyordu. Bağlayıcı yavaş yavaş kullanım alanını genişletmekteydi ama esasında hala bir yenilik olarak kabul ediliyordu. İcadının üzerinden otuz yılı aşkın süre geçtikten sonra bile, yaygın bir kabul gördüğü söylenemezdi.
Bu durum 1921 yılında değişecekti. Frederick H. Martin isimli bir B.F. Goodrich mühendisi, çeşitli denemeleri sırasında, bağlayıcıyı Mistik Bot adı verilen bir çift lastik galoşun üzerine yerleştirdi. Şirketin yöneticisi, buna Fermuar (tanıdık geliyor mu?) adını verdi. Yalnız, tuhaf olan, Fermuar markasının bağlayıcıya değil, botlara verilmiş olmasıydı. Ürün büyük başarı elde etti ve Kancasız şirketi bağlayıcı talebini güçlükle karşıladı. 1920’lerin sonunda botlara ilgi kayboldu ama isim yerleşmişti bir kez.

1920’de yaklaşık 110 bin olan yıllık fermuar üretimi, 1929’a gelindiğinde 17 milyona ulaşmıştı. Tüm dünya Büyük Kriz’in pençesinde kıvranırken, Kancasız Bağlayıcı büyümeye devam etti.

Elbette, tüm iyi ürünler gibi fermuarın da birçok taklidi çıktı. Kancasız, sürekli patent davalarıyla uğraşıyordu. Ne yazık ki, fermuarın mükemmel şeklini alması zor olmuştu ama kopyalanması çok kolaydı. Piyasada ayakta durmaya çalışan Kancasız, 1928 yılında Talon ismini benimsedi.

Yorumlara göre, fermuarın gerçek anlamda kabul edilmesi, Galler Prensi ve müstakbel İngiltere Kralı Edward’ın fermuarlı giysileri benimsemesiyle olmuştur. 1936’da tahttan çekildiğinde dünya çapında sansasyon yaratmasıyla, fermuarın popülaritesinin patlaması eş zamanlı gerçekleşmiştir. Halbuki, fermuarın başarısı yıllar süren pazarlama ve tanıtım çalışmalarından kaynaklanmaktadır.

Talon’un büyümesi, fermuar yapımında kullanılan bakır, çinko ve nikelin ikinci Dünya Savaşı sırasında yeterli miktarda tedarik edilememesiyle sekteye uğradı. Savaş sona erdiğinde, Talon’un fermuar patentinin de geçerliliği sona ermiş ve şirket dünya çapında ciddi bir rekabetle karşı karşıya kalmıştır. Yıllar geçtikçe Talon’un piyasa payı da giderek azalmıştır.

Bu da bizi fermuarlarla ilgili en sık sorulan soruya getiriyor: “Fermuarımın üzerindeki YKK harfleri ne anlama geliyor?” Cevabı bulmak için, Tadao Yashida isimli bir Japonun fermuar üretmeye başladığı 1934 yılına gitmeliyiz. 1945 yılında Tokyo’ya yapılan bir hava saldırısı sırasında işyeri tamamen yok olan Yashida, küllerinden yeniden doğmayı başarmıştı. 1948 yılında fermuarlarına Yoshida Kogyo Kabushiki Kaisha’nın (bu aşağı yukarı Yoshida Limited Şirketi anlamına geliyor) kısaltılmışı olan YKK ismini verdi. (Tabii bir K’yi atmışlardı -ufacık bir fermuar etiketinin üzerine daha uzun bir isim sığmazdı.) Talon’un üretimini çoktan aşmış olan YKK, bugün dünyanın en büyük fermuar üreticisi konumundadır.

Fermuar sadece gardıroplarımızın değil, kelime dağarcığımızın da önemli bir parçası haline geldi. Örneğin, kendilerine söz verilmeden konuşan öğrencilerime “Ağzını fermuarla” derim. Artık bütün bir fermuar tarihinin fermuarını açtığımıza göre, bu meselenin fermuarının kapatıldığını varsayıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Abonelik için e-posta yazmalısınız. Yorumda html etiketleri kullanabilirsiniz.

Gönderen: sonsuz -->

Kategori: Öykü - Etiketler:,