Determinizm ve Kaos

kaosKaos teorisi doğada görünüşte kaotik ya da rastlantısal olan süreçleri ele alır. Kaosun sözlük tanımı düzensizliği, karışıklığı, rastlantısallığı ya da tesadüfiliği akla getirebilir: hedefsiz, amaçsız ya da ilkesiz rasgele bir hareket. Ama nesnel süreçlere saf “tesadüf”ün karışması, fiziksel olmayan yani metafizik faktörlere davetiye çıkarır: kapris, ruhsal ya da ilâhi müdahale. Yeni kaos bilimi “tesadüfi” olaylarla ilgilendiğinden derin felsefi anlamlara sahiptir. Daha önce rastlantısal ve kaotik olduğu düşünülen doğal süreçlerin, şimdi bilimsel anlamda yasalara uygun oldukları ortaya çıkmıştır ve bu da determinist nedenler için bir temel anlamına gelmektedir. Dahası, bu keşif, evrensel demesek bile, o kadar geniş bir alana yayılmıştır ki, bütünüyle yeni bir bilime yol açmıştır; kaosun incelenmesi. Bu, tüm bilim dallarına uygulanabilen ve bazılarının devrim dedikleri yeni bir bakış açısı ve metodoloji oluşturmuştur.

Bir metal çubuk mıknatıslandığında, tüm parçacıklarının aynı yönü gösterdiği “düzenli bir durum”a geçer. Bu çubuk şu ya da bu yöne yönlendirilebilir. Teorik olarak, herhangi bir yöne dönmekte “özgür”dür. Pratikte ise metalin her küçük parçası aynı “kararı” verir. Bir kaos bilimcisi, bir eğreltiotunun yapraklarının “fraktal geometrisini” tanımlayan temel matematiksel kuralları bütün ayrıntılarıyla inceledi. Bu bilgiyi rastlantısal sayı üretecine sahip olan bilgisayarına girdi. Bilgisayar, ekranı üzerine rastlantısal olarak konan noktaları kullanarak bir resim çizmeye programlanmıştı. Deney ilerlerken, her bir noktanın nerede ortaya çıkacağını öngörmek mümkün değildir. Ama şaşmaz bir biçimde, eğreltiotu yaprağının görüntüsü oluşur. Bu iki deney arasındaki yüzeysel benzerlik apaçıktır. Ama daha derin bir paralelliği akla getirir. Tıpkı bilgisayarın görünüşteki rastlantısal nokta seçimlerini (ve bilgisayar “dışındaki” gözlemciye göre her türlü pratik amaç bakımından bu seçim rastlantısaldır) etraflıca tanımlanmış matematiksel kurallara dayandırması gibi, fotonların (ve tüm kuantum olaylarının) davranışlarının da, içinde bulunduğumuz zaman diliminde insan kavrayışının oldukça ötesindeki temel matematiksel kurallara tâbi olduğu düşünülebilir.

Materyalist görüş tüm evrenin maddi güçlere ve maddi süreçlere dayandığını savunur. İnsan bilinci, son tahlilde, kendisinin dışında varolan gerçek dünyanın yalnızca bir yansımasıdır, insan vücudu ile maddi dünya arasındaki fiziksel etkileşime dayanan bir yansımadır bu. Maddi dünyada süreksizlik diye bir şey, olayların ve süreçlerin fiziksel iç bağlantısında kopukluk diye bir şey yoktur. Bir başka deyişle, metafizik ya da ruhsal güçlerin müdahalesine yer yoktur. Materyalist diyalektik, “evrensel iç bağıntının bilimi”dir. Dahası, fiziksel dünyanın iç bağıntılılığı, süreçlerin ve olayların kendi koşulları ve iç bağıntılarının yasallığı tarafından belirlenmesi anlamında, nedensellik ilkesine dayanır: Hareket halindeki bir maddeyi düşünürken gözümüze çarpan ilk şey, ayrı cisimlerin bireysel hareketlerinin iç bağıntısı, bunların birbirleriyle belirlenmeleridir. Fakat belirli bir hareketi bir başkasının izlediğini bulmakla kalmayız, belirli bir hareketin doğada gerçekleştiği koşulları oluşturarak bu hareketi başlatabileceğimizi, hatta doğada hiç bulunmayan –en azından bu biçimde– hareketleri (sanayi) bile üretebileceğimizi, ve bu hareketlere önceden belirlenmiş bir yön verebileceğimizi ve yaygınlık kazandırabileceğimizi de görürüz. Bu şekilde, insanoğlunun faaliyeti aracılığıyla, nedensellik düşüncesi, yani bir hareketin bir başkasının nedeni olduğu düşüncesi kanıtlanmış olur.

kelebek-etkisiDünyanın karmaşıklığı neden ve sonuç süreçlerini gizleyebilir ve birini diğerinden ayırt edilemez kılabilir, ama bu durum olayın altında yatan mantığı değiştirmez. Neden ve sonuç, ancak tekil durumlara uygulandıklarında geçerli olan kavramlardır; ama tekil durumları bir bütün olarak evrenle genel bağıntısı içinde düşünmeye başladığımızda bu kavramlar iç içe geçerler; ve neden ve sonucun durmaksızın yer değiştirdiği, şimdi ve burada sonuç olanın sonra ve bir başka yerde neden haline geldiği –ve tersi– evrensel karşılıklı etki ve tepkiye baktığımızda, bu kavramlar birbirlerine karışırlar. Kaos teorisi şüphesiz büyük bir ilerlemeyi temsil eder, ama burada da bazı sorgulanabilir formülasyonlar mevcuttur. Tokyo’da bir kelebek kanatlarını çırptığında, bunun Chicago’da ertesi hafta bir fırtınaya yol açabileceği şeklindeki ünlü kelebek etkisi hiç şüphe yok ki tartışmayı provoke etme amacı güden sansasyonel bir örnektir. Ne var ki, bu biçimiyle yanlıştır. Nitel değişimler ancak nicel değişimlerin birikiminin bir sonucu olarak gerçekleşebilirler. Küçük bir rastlantısal değişiklik (bir kelebeğin kanatlarını çırpması) yalnızca bir fırtınanın tüm koşulları halihazırda mevcut ise dramatik bir sonuç üretebilirdi. Bu durumda, zorunluluk kendisini bir rastlantı aracılığıyla dışa vurabilirdi. Ama yalnızca bu durumda.

Zorunlulukla tesadüf arasındaki diyalektik ilişki doğal seleksiyon sürecinde gözlenebilir. Bir organizma içindeki rastlantısal mutasyonların sayısı sonsuz büyüklüktedir. Ne var ki, özel bir çevrede bu mutasyonlardan biri organizma açısından kullanışlıdır ve korunur, diğerleri ise yok olup gider. Zorunluluk bir kez daha kendisini tesadüf aracılığıyla dışa vurur. Bir anlamda, dünya üzerinde yaşamın ortaya çıkışı bir “rastlantı” olarak görülebilir. Yaşamın ortaya çıkması için, dünyanın güneşten kesin olarak belli bir uzaklıkta bulunması ve belli bir kütleçekime ve atmosfere sahip olması gerektiği Tanrı tarafından önceden buyrulmuş bir şey değildi. Ama, bu sıralanış koşullarında, belli bir zaman diliminde, muazzam sayıdaki kimyasal reaksiyondan, yaşam kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktı. Bu yalnızca bizim gezegenimiz için değil, aynı zamanda benzer koşulların varolduğu –bizim güneş sistemimizde olmasa bile– sayısız başka gezegen için de geçerlidir. Ne var ki, yaşam bir kez ortaya çıktığında, artık bir rastlantı sorunu olmaktan çıkar ve kendi içsel yasalarına göre gelişir.

Bilincin kendisi herhangi bir ilâhi plandan değil, bir anlamda iki ayaklılık (dik duruş) “rastlantı”sından kaynaklandı. Bu duruş şekli elleri özgürleştirmiş ve böylece erken hominidlerin alet yapan bir hayvan olarak evrimini mümkün kılmıştır. Bu evrimsel tuhaflığın, Doğu Afrika’da maymunsu atalarımızın yurtları olan ormanları kısmen tahrip eden iklim değişikliğinin bir sonucu olması olasıdır. Bu bir rastlantıydı. İnsan bilincinin üzerinde geliştiği zemin buydu. Fakat daha geniş bir anlamda, bilincin –kendisinin farkında olan maddenin– ortaya çıkışı bir rastlantı olarak değil, en basitinden daha karmaşığa doğru ilerleyen ve koşulların oluştuğu yerde kaçınılmaz olarak zeki yaşamı ve daha yüksek bilinç biçimlerini, karmaşık toplumları ve bugün uygarlık diye bildiğimiz şeyi ortaya çıkaracak olan maddenin evriminin zorunlu bir ürünü olarak değerlendirilebilir.

Metafizik adlı eserinde Aristoteles, zorunluluğun ve rastlantının doğası tartışmasına uzun bir yer ayırmıştır. Arsitoteles bu eserinde, ağız dalaşına yol açan rastlantısal sözcükler örneğini. Gergin bir anda, meselâ güçlüklerin yaşandığı bir evlilikte en zararsız yorumlar bile bir patırtıya yol açabilir. Ama açıktır ki, söylenen sözler tartışmanın gerçek nedeni değildir. Er ya da geç bir patlama noktasına ulaşan stres ve gerginliklerin birikiminin bir sonucudur. Bu noktaya gelindiğinde, en ufak şey bile bir patlamayı ateşleyebilir. Aynı olguyu işyerinde de görebiliriz. Yıllar boyunca, görünüşte uysal duran emek-gücü, işsizlik korkusuyla, her türlü dayatmayı kabullenmeye hazırdır; ücret kesintileri, yanı başındakilerin işten çıkarılması, kötüleşen çalışma koşulları vb. Görünüşte hiçbir şey olmamaktadır. Ama gerçekte, hoşnutsuzluk sürekli olarak artar ve belli bir noktada kendisini ifade etmek zorunda kalır. Bir gün, işçiler “bu kadarı yeter” demeye karar verirler. Tam bu noktada, en önemsiz olay bile bir grevi başlatabilir. Tüm durum kendi karşıtına dönüşür.

9 yorum :

  1. Ben Bilmem ! dedi ki:

    Zorunlulukla tesadüf arasındaki diyalektik ilişki doğal seleksiyon sürecinde gözlenebilir. Bir organizma içindeki rastlantısal mutasyonların sayısı sonsuz büyüklüktedir. Ne var ki, özel bir çevrede bu mutasyonlardan biri organizma açısından kullanışlıdır ve korunur, diğerleri ise yok olup gider. Zorunluluk bir kez daha kendisini tesadüf aracılığıyla dışa vurur. Bir anlamda, dünya üzerinde yaşamın ortaya çıkışı bir “rastlantı” olarak görülebilir. Yaşamın ortaya çıkması için, dünyanın güneşten kesin olarak belli bir uzaklıkta bulunması ve belli bir kütleçekime ve atmosfere sahip olması gerektiği Tanrı tarafından önceden buyrulmuş bir şey değildi. Ama, bu sıralanış koşullarında, belli bir zaman diliminde, muazzam sayıdaki kimyasal reaksiyondan, yaşam kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktı. Bu yalnızca bizim gezegenimiz için değil, aynı zamanda benzer koşulların varolduğu –bizim güneş sistemimizde olmasa bile– sayısız başka gezegen için de geçerlidir. Ne var ki, yaşam bir kez ortaya çıktığında, artık bir rastlantı sorunu olmaktan çıkar ve kendi içsel yasalarına göre gelişir.

    Karşıtların birliği ile ilgili yazıya ve deterministik düşünceye kısmen katılabilirim. Ancak kabul etmediğim nokta rastlantılarla tüm bunların oluştuğunu düşünmektir.

    Sizin anlattığınız deterministik düşünce ve zıtların birlikteliği zaten yeni bulunmuş bir bilgi değil, eskiden beri bilinen bir bilgidir. “Herşey zıddı ile Kaim olur.” sözü eskilerin çok kullandığı bir deyiştir.

    Bunun anlamı varlık zıddı olmadan var olamaz ve sürekli bir akıştır onunla kaim olur yani ayakta kalır, kalmaya devam eder demektir. Bir süredir paylaşmış olduğunuz yazılarda anlatmaya çalıştığınız veya varmaya çalıştığınız nokta materyalist bakış açısını izah ederek, evreni temel töz olarak var kabul edip, onun nitelikleri üzerinden yaratıcı kavramını ortadan kaldırmaktır.

    Ancak söyledikleriniz yaratıcı kavramını ortadan kaldırmaz, belki bir Deistin zihnindeki yaratıcı kavramına alternatif olabilir. Ancak diğer inançlardaki yaratıcı nitelikleri saydıklarınızla çelişmez. Ve onun varlığını ortadan kaldırmaz.

    Çünkü bir yaratıcıda olması gereken en önemli vasıflardan biri, soyut somut mevcut ve olası bütün varlıkların onun tarafından yaratılmış olması gerekliliğidir.

    Bu durumda rastlantı diye bir şeyin varlığı söz konusu olamaz.
    Tüm bu süreçleri siz zihninizde tasarladığınızda veya gözlemlediğinizde buna rastlantı diyebilirsiniz, ancak bu rastlantı değildir. Ölçülü ve kesintisiz bir müdahaledir.

    Halihazırda devam etmekte olan tüm bu süreç bizim tek tek olguları “fizik yasaları” olarak algılamamıza da engel değildir.Tekrarlanabilir ya da doğrulanabilir olması da onları yaratıcının müdahalesi olmadan var olmaya/çalışmaya devam ettiğini göstermez.

    Uzay-Zamandaki her bir nokta onun müdahalesi olmadan varlığını devam ettiremez. Bu imkansızdır. Çünkü varlık tek başına muhaldir.

    Dediğiniz gibi zıtlar bir ve beraber olmasa var olamazlar, ancak varlıklarıda birbirlerine engeldir. Bunu dengede tutmak zamanın en küçük bir anı için dahi bir müdahale gerektirir.

    İşte yaratıcı o zamanın en küçük biriminde dahi bu müdahaleyi yapmaktadır ve bizim bildiğimiz varlık, evren var olmaya bu sayede devam etmektedir.

    Sayı sizi şaşırtmasın söz konusu olan belirli niteliklere haiz olmak durumunda olan gerçek bir yaratıcı.
    Nitelikleri eksik tarif etmek veya analoji ile bir başka varlığa benzetmeye çalışmak insanı sizin düştüğünüze benzer yanılgılara düşürebilir.

    Ya da bunun yerine tezlerinizi doğru nitelikleri olan bir yaratıcı için revize etmeniz gereklidir.

  2. sonsuz dedi ki:

    Uzay-Zamandaki her bir nokta onun müdahalesi olmadan varlığını devam ettiremez. Bu imkansızdır. Çünkü varlık tek başına muhaldir.

    Dediğiniz gibi zıtlar bir ve beraber olmasa var olamazlar, ancak varlıklarıda birbirlerine engeldir. Bunu dengede tutmak zamanın en küçük bir anı için dahi bir müdahale gerektirir.

    Peki ya kendi zamanını? Onu kendisi mi yaratmıştır? Yoksa kendi zaman dilimi kendisiyle birlikte hep var mıydı?

    Yaratıcının içinde olduğu zaman (süreç,(yarattığı, müdahale ettiği, bir sürü eylemde bulunduğu vs)) kendisi tarafından mı yaratıldı. Ya da şöyle sorayım zamanını yaratmadan önce zamansız mıydı?

    Zamanla ilgili yazıları eklerken aklıma geldi de… (Sizin kafanızdaki yaratıcı tasvirini soruyorum elbette, herhangi bir dinin yaratıcısını değil)

  3. Ben Bilmem ! dedi ki:

    🙂 Onun zamanı yoktur, zamanının olması demek, o zaman dilimine tabi olarak varlıkları yaratması demektir. Tabi olmak bağımlı olmaktır. Bağımlı olmak bir zıddının olmasını gerektirir. Dolayısı ile bir zamanı olmadı ve hiç bir şekilde olmaz.
    Zaman bağımlı ve yaratılmış olan varlıklar için vardır, gereklidir. O ezelidir ve ebedidir yani fiili zaman içerisinde yapmaz, var olan ve bizim tabi olduğumuz zaman onun için geçerli değildir.
    Ezeli olması başlangıcı olmamasıdır. Ebedi olması sonu olmamasıdır. Bu aynı zamanda zaman parçalarının olmadığını da ima eder ve bizim zamanımız gibi ilerleyen bir şey değildir.Çünkü bu durum parçaları olmayı gerektirir. Fiillerini zamana bağlı kılmak demektir.
    Fiilleri gerçekleştirirken zamanla gerçekleştirmeyi gerektirir.

    Tüm bu kusurlar, bizim zamanımızı yaratırken geçerli değildir. Çünkü bizim için geçerli olan zaman onun yarattığı şeydir. Madde gibi, biz zamana tabiyiz ama o değil,

    Zamanı fiziksel bir nesne gibi düşünürseniz, vardır ve işleyen bir makine gibidir.

    • Ben Bilmem ! dedi ki:

      Bir analoji : Zamanı bir saat gibi düşünün, üretildiğinde zamansız olarak üretildi, ancak içindeki dişliler ve akrep, yelkovan çalışırken bir zamana tabi olarak çalışırlar. Dolayısı ile zaman bizim için bu saat gibidir. Ama yaratıcı için onu yaratmak için bir zamana ihtiyaç yoktur.

  4. sonsuz dedi ki:

    Sanırım açık soramadım. Mesela siz durmadan onun “yaratmasından” bahsediyorsunuz. “Yaratmak” yoktan var etmek anlamına geliyor. Sanırım hem fikiriz?

    Şimdi o şeyin olmadığı (yok olduğu) ve yaratıldığı (var olduğu) bir süreçten bahsederken. (Aslında bunun bir süreç olduğunu kabul ederken) Diyorsunuz ki onun zamanı yoktur.

    Aslında bu şu anlama geliyor. O bişey yaratmamıştır, çünkü yaratma eyleminde bulunacak bir sürecin içinde değildir.

    Bahsettiğiniz analoji gibi düşünemiyorum çünkü doğru gelmiyor. Yanlış şeyler üzerinden de düşünüp varsayımda bulunmaya ya da kendimi bir şeylere ikna etmeye çalışmıyorum.

    Çünkü saatin olmadığı ve saatin yaratıldığı bir süreç vardır. Ve buna da zaten zaman deniyor. (Bkz. zaman nedir yazısı)

  5. Ben Bilmem ! dedi ki:

    Şimdi kastettiğinizi anladığımı düşünüyorum.

    (Aslında bunun bir süreç olduğunu kabul ederken)

    Tam olarak böyle değil, süreç kelimesi bir zaman ihtiyacını ima eder, tekamül söz konusudur. Bir nesnenin var olduğu ve olmadığı zaman vardır.
    Örnek vermek gerekirse; bir projeksiyon lambasının yanması ile görüntünün ekrana düşmesine kadar geçen süre, bu sürecin zamanıdır.
    Perdeye düşmesi zaman almıştır. Saatin varlık aleminde yaratılması perdede görünmesinden ibarettir. Bir de filmin süresi ve sahneleri vardır.
    Tüm bunlar zaman gerektiren işlerdir. Yaratıcıya isnad edilemez, çünkü o Zamana ihtiyaç duymadan yaratır.

    Yukarıda sahnelenen filmi üreten açısından film çevrilmiştir.. Üretilmiş filmin yayınlanması bir süreçtir.
    Yaratıcı için film onun saat hakkındaki bilgisidir. Bu bilgi Ezelidir. Yani film zamansız olarak Ezelden beri vardır.
    Dolayısı ile yaratımı için bir süreç geçmemiştir.

    Çünkü saatin olmadığı ve saatin yaratıldığı bir süreç vardır. Ve buna da zaten zaman deniyor.

    Biz yaratmıştır kelimesini ifade ederken sahnelenmeyi değil Ezeli bilgiyi kastettiğimiz için zamansız olarak yaratmıştır deriz.
    Saatin olmadığı süreç filmin yayınına henüz başlanmadığı süreçtir, gösterim başlayınca saatin var olduğu süreç gerçekleşir.

  6. sonsuz dedi ki:

    Yani film zamansız olarak Ezelden beri vardır.
    Dolayısı ile yaratımı için bir süreç geçmemiştir.

    Bu durumda hiç bir şey yaratılmış olmuyor zaten var olan herşey ezelden beri var oluyor. Yaratıcının rolü ne peki, eğer bir şey yaratmıyorsa?

    (Yaratıyorsa bir eylem halindedir, eylem de süreç demektir, süreç olmadan eylemden söz edilemez zaten)

  7. Ben Bilmem ! dedi ki:

    Bu durumda hiç bir şey yaratılmış olmuyor zaten var olan herşey ezelden beri var oluyor. Yaratıcının rolü ne peki, eğer bir şey yaratmıyorsa?

    Sizin mantığınızla bir örnek vereyim. Madde, Uzay-Zaman olmadan fizik yasaları ve maddeye dair olgular var olabilir mi ?
    Saydığım nitelikler yaratıcıya ve sadece ona ait niteliklerdir. Dolayısı ile o var etmeden (film olmadan) var olamazlar. Bizim var dediğimiz ile onun bu varlığı bilmesi aynı şey değildir. Bizim herhangi bir varlığa var diyebilmemiz bunun bilgiden varlık alemine gelmesi ile olur. Bu bilme ile beraber yaratmadır.

    Onun bilmediği şeyin var olması mümkün olmaz, onun bilmediği bir şey de olmadığından her gördüğümüz/bildiğimiz varlık var olmak durumundadır.Yani ezeleden beri var olan varlığın kendisi değil bilgisi, anahtara basılıyor, (OL kelimesi) var oluyor. Bu bildiğimiz ve bizim söylediğimiz OL kelimesi gibi değil. Bu kelime söylendiğinde bir eylem yok, süreç yok çünkü bu kelimeler bir zamana tabi yeni bir kelime bulmalısınız.
    O kelime şunu ima etmeli ; yaratım zamansız bir anda meydana geliyor. Şayet bu yaratmayı zamana yaymak istemişse istisna o fiilin zamanı ile beraber varlığını da yaratıyor.
    bir butona basmak gibi, bu durumla bildiğimiz hiç bir olay arasında analoji kuramayız. Çünkü yok;

    (Yaratıyorsa bir eylem halindedir, eylem de süreç demektir, süreç olmadan eylemden söz edilemez zaten)

    eylem ve süreç biz insanlar için üretilmiş kelimelerdir. Sebebi bilimin açık noktasıdır. O açık nokta ise alışkanlıklarımız ve gözlemlerimizdir.
    Örneği olmayan bir fiili hangi kelimelerle ifade edebiliriz. Hangi kavram bunu açıklamaya yetebilir ki ?
    Zaman geçmeden eylem ve süreç olur mu ? Söz konusu olan yaratıcı ise; Evet !

    Bizler kesikli bir dünyada yaşıyoruz Kuantum kuramı bunu açıklar; süreklilik anlayabileceğimiz ve algılayabileceğimiz bir kavram değildir.
    Çünkü süreklilikte bir sınır yoktur, başlangıç ve bitiş yoktur. Tek parçadır. Zaman tek parça ise; yoktur.
    Zamansızlık dediğimiz şey tek parça olmak gibidir.
    O tek olduğu için parça, sınır kabul etmez, bir şeyin içine girmez, bir şey onun içine girmez, bu zamanda olsa böyledir mekanda olsa böyledir. eski deyişle cüzleri yoktur. Cüzü olmak bağımlı olmaktır. Bu sebeple evren ve içindekiler sonradan yaratılmıştır. Her şey var olmak zıddına ihtiyaç duyar O duymaz.. Zamanda varlıkların zıdları için var olmak durumundadır yoksa devinim olmaz. Maddeye zıtlık veriyor veya bunu kullanıyorsa maddenin farklı bir karşıtıdır zaman..

    İşte bu sebeple öncelikle kelimelerinizi bu durumu anlayacak kelimelerle değiştirmelisiniz.

  8. […] bir işe yönlendirerek yaşamınızın akışını değiştirecek kişiyle de tanışacaktınız. Kaos kuramının en bilinen uygulama alanı hava durumudur. “Kelebek etkisi” adıyla bilinen […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Abonelik için e-posta yazmalısınız. Yorumda html etiketleri kullanabilirsiniz.

Gönderen: sonsuz -->

Kategori: Bilim, Felsefe - Etiketler:, , , , ,