Collyer Kardeşler

PEKİ AMA LANGLEY NEREDEYDİ?

Yol açın Frasier ve Niles Crane kardeşler. Bir rakibiniz var. Sizin asla olamayacağınız kadar tuhaf iki kardeş gerçekten yaşadı.

Bahsettiğim iki kardeş gerçekten en iyi şartlarda dünyaya geldiler. New York’un en köklü ailelerinden birinin soyundan geliyorlardı. Ataları Amerika’ya Mayflower günlerinde Speed-well gemisiyle gelmişlerdi. Babaları Dr. Herman L. Collyer, Manhattan’ın zengin ve tanınmış bir jinekologuydu. Anneleri Susie, klasiklere meraklı, eğitimli bir kadındı. 1881 yılında doğan ilk oğulları Homer, mühendislik eğitimi gördü. 1885’te doğan Langley ise Columbia Üniversitesi’ni bitirip denizcilik avukatı oldu.

Ancak 1909 yılında oğlanların talihi döndü. O dönem için oldukça sıra dışı gözükse de, kan koca ayrılma kararı aldılar. Baba evden ayrıldı ve yirmili yaşlarındaki iki çocuk da anneleriyle birlikte yaşamayı seçtiler. Hayat çok kötü değildi. Beşinci Cadde, 128. Sokakta bulunan üç katlı bir konakta yaşıyorlardı.

Fakat her şey değişti. Anneleri öldü. Harlem bölgesi yozlaşmaya başladı. Yoksulluk yaygınlaştı. Suç oranı arttı. Collyer kardeşler de, bütün bunların sonucunda, kendilerini dış dünyadan iyice soyutladılar.
Kabul edelim. Dünya ile iletişimi koparmak insanları oldukça tuhaflaştırabilir. Homer ve Langley gibi insanları ünlü yapan da böyle bir tuhaflıktır.

Zaman içinde pencereleri tahtayla kapladılar. Davetsiz misafirleri uzak tutmak için evin her köşesine bubi tuzakları yerleştirdiler. Konağın hava gazı, suyu ve elektriği kesildi. Bir ara, Langley, bir araba motorunu enerji kaynağı olarak kullanmayı denedi. Dört blok ötedeki bir parktan su alıyorlardı. Yemek yapmak ve koca evi ısıtmak için bir gaz sobası kullanıyorlardı. Langley, 1933 yılında kör kalan Homer’in tedavisi için, haftada yüz adet portakal, kepekli ekmek ve fıstık ezmesinden oluşan bir diyet hazırladı. Bana sorarsanız, pekala işe yarayabilir.

Çok tuhaf.

1942 yılında, Collyer kardeşler gazetelere konu oldular. Evlerinin ipoteğini ödeyemedikleri için banka kapılarına dayandı. Bowery Bankası, tahliye prosedürünü uygulamaya koydu ve evi boşaltmaları için bir ekip gönderdi. Langley Collyer işçilere bağırmaya başlayınca polis çağrılması gerekti. Ön kapıyı kıran polisler, yabancıların girmesini engellemek için yapılmış çöpten bir duvarla karşılaştılar. Langley, 6.700 dolarlık bir çek yazdı ve borcu kapatarak ipoteği kaldırdı.

Herkesin mülkünü terk etmesini istedi ve Collyer kardeşler hakkında son duyulan şey bu oldu.

21 Mart 1947 Cuma günü, sabah saat onda, Charles Smith adlı bir adam polis merkezini arayıp “Beşinci Cadde’deki 2078 numaralı binada ölü bir adam var” ihbarını yapana dek. Charles Smith’in gerçek kimliği bugün bile gizemini koruyor.

Olay yerine gönderilen devriye polisi binaya girmeyi başaramadı. Ne kapı zili ne de telefon vardı. Konağın tüm kapıları kilitlenmişti. Bodrum pencereleri kırılmıştı ama demir parmaklıklar içeriye girilmesini engelliyordu. Yedi kişilik bir acil durum ekibinin çağrılması gerekti.

Peki siz olsanız, bu durumda ne yapardınız? Evde muhtemelen bir ceset var ama içeri giremiyorsunuz. İlk akla gelen kapıyı kırmak olacaktır ki, onlar da bunu yaptılar. Ancak antreye yığılmış eski gazetelerden, şiltelerden, yarım bir dikiş makinesinden, üst üste yığılmış sandalye ve kutulardan, parçalanmış bir üzüm cenderesinden ve çeşit çeşit çöpten oluşan duvar yollarını kapıyordu.

Polisin ön kapıdan kolaylıkla içeri giremeyeceği ortadaydı. Bunun üzerine başka bir yol denemeye karar verdiler. Bir merdiven bulup binaya yasladılar. Bu kez ikinci kattaki bir pencereden içeri girmeyi deneyeceklerdi.

Ama şans onlardan yana değildi. Kardeşler pencerenin önünde daha da büyük bir yığın oluşturmuşlardı. Polis bütün çöpleri teker teker ayıklayarak sokağa atmaya başladı. İplerle bağlanmış sayısız eski gazete ve boş karton kutu, bir bebek arabasının iskeleti, bir tırmık, birbirlerine bağlanmış iki şemsiye ve daha yığınla ıvır zıvır çıkarıldı.
Pencerenin önündeki yığın biraz temizlendiğinde bir devriye polisi içeri girmeyi başardı. El fenerinin de yardımıyla daha birçok çöpü ittirerek ilerleyen polis, Homer Collyer’i başını dizlerinin arasına almış bir şekilde yerde otururken buldu. Ufak tefek yaşlı adamın donuk gri saçları omuzlarına dökülüyordu. Üstünde sadece eski, yırtık pırtık bir bornoz vardı.

Tetkike katılan Dr. Arthur C. Ailen, bulunan cesedin Homer Collyer’e ait olduğunu ve yaklaşık on saat önce öldüğünü teyit etti. Açıklaması şöyleydi: “Ölüm sebebini tespit etmekle sorumlu kişi olarak, eksiksiz bir incelemenin sonucunda şunu söyleyebilirim ki, kendisi sadece ölmemiş, gerçekten de ölmüştür.” Tamam, bunlar birebir kullandığı kelimeler olmayabilir.

Binanın dışındaki kalabalık altı yüz kişinin üzerine çıkmıştı ve herkes Langley’in nerede olduğunu merak ediyordu. Acaba şehirde mi geziniyordu? Hala evde saklanıyor olabilir miydi? Polise ipucunu veren o muydu? Kimse kesin olarak bilmiyordu.

Ertesi pazartesi günü polis evde kayıp kardeşi aramaya başladı. Bulabildikleri tek şey daha çok çöp oldu: gaz lambaları, bir at arabası tentesi, paslanmış bir bisiklet, üç tane oyuncak bebek, bir bebek arabası, paslanmış bir yatak, bir gaz ocağı, sayısız eski gazete, çıplak kadın resimleri ve daha bir sürü şey. Peki ama Langley neredeydi?
Ertesi gün eve dönen polis, parçalanmış bir patates soyacağı, boncuklu bir abajur, eski bir araba şasisi, çocuk oyuncakları ve yeni gazete, dergi ve tahta yığınları buldu. Peki ama Langley neredeydi?

Üçüncü gün evden daha da çok ıvır zıvır çıkarıldı, îşe yaramayacağına kanaat getirilen her eşya pencereden dışarı fırlatılıyordu. Kıymetli eşyalar ise depoda toplanıyordu. Peki ama Langley neredeydi?

Dördüncü gün de polis evden çöp çıkarmaya devam etti. Langley’i ararken tasnif edilmiş silahlar ve cephane ile karşılaştılar. Homer’ın öldüğü odada, çeşitli bankalardaki toplam 3007 Amerikan dolarını belgeleyen hesap cüzdanları buldular. Peki ama Langley neredeydi?

30 Mart Cumartesi günü, Langley’in Atlantic City’ye giden bir otobüse binerken görüldüğü haberi geldi. Kayıp kardeş için sürdürülen arama çalışmaları kısa bir süre için New Jersey sahiline odaklandı. Ancak hiçbir iz bulunamadı. O halde Langley neredeydi?

Yeniden Pazartesi olmuştu. Polis evden çöp çıkarmayı sürdürüyordu. Üç binden fazla kitap, bir sürü eski telefon defteri, bir atın çene kemiği, Steinway marka bir piyano, eski model bir röntgen cihazı ve yeni gazete yığınları bunların arasındaydı. Evin sadece ilk katından, on dokuz tonun üzerinde eşya çıkarıl-mıştı!

O halde Langley hangi cehennemdeydi?

Arama çalışmaları devam etti. Her geçen gün evden daha fazla eşya çıkarılıyordu. Eskimiş tıbbi gereçler, insan modelleri, çeşit çeşit müzik enstrümanı ve elbette daha fazla eski gazete. Çöp. Çöp. Çöp. Ya Langley neredeydi? 3 Nisan 1947’de polis onu bulduğunu sandı. Güney Bronx’taki Pugsley Irmağı’ndan bir ceset çıkarılmıştı. Ceset kayıp kardeşe benziyordu ama o hafta başında kaybolduğu bildirilmiş Thomas Lynch adlı biri olduğu tespit edildi. Yeter artık. Langley neredeydi?

Günler geçiyor, evden hala çöp çıkıyordu. 7 Nisan Pazartesi günü itibariyle evden 103 ton işe yaramaz zımbırtı çıkmıştı. Ortalama bir evin ağırlığı bile bu kadar etmez herhalde.

Bir sonraki cümlenin ne olacağını artık tahmin edebiliyorsunuzdur. Eminim sormamdan da bıktınız ama: Langley neredeydi?

Neyse ki bunu son kez söyledim. Çünkü 8 Nisan 1947 Salı günü Langley Collyer’in cesedinin yeri sonunda tespit edildi. İster inanın ister inanmayın, kardeşi Homer’ın öldüğü noktadan on adım uzaktaydı. Kısmen çürümeye başlamış olan ceset, büyük ve çirkin bir fare tarafından kemiriliyordu. Bir bavul, üç metal ekmek kutusu ve evet, doğru tahmin ettiniz, yığınla gazete bedenini saklamıştı.

Dedektifler, Langley’in üzerine düşen kendi bubi tuzaklarından birinin altında boğularak öldüğü sonucuna ulaştılar. Felçli ve gözleri görmeyen kardeşi Homer’a yiyecek bir şeyler bulmak amacıyla, tünele benzeyen bu labirentin altından sürünerek geçmeye çalıştığını düşündüler. Kendisini besleyecek kimse kalma-yınca da, Homer kaçınılmaz olarak açlıktan ölmüştü.

Kardeşlerin evi gayrimenkul olarak 91 bin dolar, arazi ola-raksa 20 bin dolar değerindeydi. 136 ton çöp arasından işe yarar durumda olanlar, açık artırma sonucu iki bin dolardan az bir meblağa satıldı. Bir zamanlar güzel bir yer olan konaklan yıkıldı ve bugün park yeri olarak kullanılıyor.

Elimizde cevaplanmamış tek bir soru kaldı. Bütün o gazeteler ne işe yarıyordu? Cevap Langley’in 1942 yılında New York Herald Tribüne gazetesine verdiği bir röportajda saklı: “Gazeteleri Homer için biriktiriyorum. Yeniden görebildiği zaman eski haberleri okuyabilsin diye.”

Ne yazık ki, haberleri okuyabilme şansı hiç olmadı. Bunun yerine, ikisi birlikte gazetelere haber oldular.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Abonelik için e-posta yazmalısınız. Yorumda html etiketleri kullanabilirsiniz.

Gönderen: sonsuz -->

Kategori: Öykü - Etiketler:, ,