Bilimsel Yöntem Nedir?

İ.Ö. 3. yüzyılda Yunan bilgini Eratosthenes, Siyene’de gün ortasında yere dik olarak saplanmış bir çubuğun gölgesinin olmadığını gördü. Sonra da kendi şehri olan İskenderiye’de, yine yere dik saplanmış bir çubuğun gölgesi olduğunu gözledi. Gerçek bir fiziksel olgunun bu gözlemlerinden dünyanın yuvarlak olduğu sonucunu çıkardı. Daha sonra Siyene’ye, İskenderiye’den olan uzaklığını ölçmesi için bir köle gönderdi. Ardından basit bir geometriyle dünyanın çevresini hesapladı. Bilimin gerçek iş görme yöntemi budur: gözlem, hipotez ve matematiksel muhakemenin bir karışımı. Eratosthenes gözlemle başladı (hem kendinin hem de başkalarınınkiyle). Sonra, bu temelde genel bir sonuç çıkardı, dünyanın eğriliği hipotezi. Daha sonra, teorisine kesin bir biçim vermek için matematikten yararlandı. İskenderiye biliminin parlak başarıları, Karanlık Çağlarda Hıristiyanlığın yükselişince karartıldı.

Yüzyıllar boyunca, bilimin gelişimi Kilisenin ruhani diktatörlüğü tarafından felç edildi. Bilim kendisini ancak dinin etkisinden kurtararak geliştirebildi. Ama yine de tarihin ilginç bir tuhaflığı olarak, 20. yüzyılın sonlarında, bilimi gerilere sürüklemek için kararlı girişimlerde bulunulmaktadır. Her çeşit yarı-dini ve mistik fikirler havada uçuşmakta. Bu tuhaf olgu iki şeyle sımsıkı ilişkilidir. İlkin, işbölümü o denli uç noktalara kadar taşınmıştır ki, artık ciddi zararlara yol açmaya başlamıştır. Dar uzmanlaşma, indirgemecilik ve fiziğin teorik ve deneysel yönlerinin birbirinden neredeyse tamamen ayrılması, en olumsuz sonuçları beraberinde getirmiştir. İkincisi, bilimi doğru bir yöne yönlendirmeye yardımcı olabilecek yeterli bir felsefe yoktur. Bilim felsefesi berbat bir durumdadır. Şaşırtıcı değil, çünkü hüküm süren “bilim felsefesi” –ya da daha doğrusu kendisine bu sıfatı yakıştıran mantıksal pozitivizm felsefi tarikatı– bilime, içine düştüğü zorluklardan çıkmakta yardım edebilecek felsefelerin en kötüsüdür. Tersine, işleri daha da kötüleştirmektedir. Geçtiğimiz birkaç onyılda, teorik fizikte, doğal dünya olgusuna fazlasıyla soyut ve matematiksel açıdan yaklaşma yönünde artan bir eğilim görüyoruz. Evrenin sözümona başlangıcını yeniden inşa etmeye dönük keyfi girişimlerde durum açıkça budur. 1972’de yazılmış bir makalede Anderson’un işaret ettiği gibi: Her şeyi basit temel yasalara indirgeme yeteneği, bu yasalardan başlayarak evreni yeni baştan inşa etme yeteneğini beraberinde getirmez. Aslında elementer parçacık fizikçileri bizlere temel yasaların tabiatından ne kadar çok bahsediyorlarsa, bırakalım toplumu, bilimin diğer alanlarındaki gerçek sorunlara o kadar az ilgi duyar görünüyorlar.[6]

Son onyıllarda, “saf” bilimin, özellikle teorik fiziğin, tek başına soyut düşüncenin ve matematiksel tümdengelimin ürünü olduğu önyargısı derine kök salmıştır. Eric Lerner’in işaret ettiği gibi, bu eğilimden kısmen Einstein sorumluydu. Sıkı sıkıya deneye dayanan ve ardından yüz binlerce bağımsız gözlemle doğrulanan Maxwell’in elektromanyetizma yasaları veya Newton’un kütleçekim yasası gibi eski teorilerden farklı olarak, Einstein’ın teorileri başlangıçta sadece iki gözlem temelinde doğrulanmıştı: güneşin çekim alanının yıldızlardan gelen ışığı saptırması ve Merkür’ün yörüngesindeki küçük bir sapma. Görelilik teorisinin doğru olduğunun sonradan anlaşılması, muhtemelen Einstein’ın dehası mertebesinde olmayan başkalarının da, ilerleme kaydetmenin yolunun bu olduğunu kabul etmesine yol açtı. Vakit israfından başka bir şey olmayan deneylerle ve usandırıcı gözlemlerle neden canımızı sıkalım ki? Gerçekten, saf tümdengelim yöntemi aracılığıyla gerçeğe giden yolu bulabiliyorsak, neden duyularımızın tanıklığına bağımlı olalım?

Bilimdeki büyük sıçramanın, bilimin kendisini dinden ayırdığı ve gerçek maddi dünyadan yola çıkarak ve her defasında ona geri dönerek gözlem ve deneye dayandırmaya başladığı Rönesansta gerçekleştiğini unutmamalıyız. Ne var ki 20. yüzyılda idealizme, hem Platonculuğa hem de daha beteri Berkeley ve Hume’un öznel idealizmine kısmen geri dönüş söz konusudur. Tüm tartışılmaz dehasına rağmen Einstein dahi, bu eğilimden kaynaklanan sonuçlara karşı sık sık tepki vermiş olsa bile kendisini bu eğilimden kurtarma yeteneğinde değildi. Kuantum mekaniğinin Heisenberg tarafından ileri sürülen öznel idealist yorumuna karşı inatçı bir artçı eylem yürütmüş olması, onun övgüyü hak eden tarafıdır. Birçok bilimci gibi Einstein da, felsefenin kendisine hiç el atmadı ve dürüst bir biçimde, büyük bilimcilerin bilimin kötü filozofları olma eğiliminde olduklarını itiraf etti. Bununla birlikte, felsefi ya da yarı-felsefi karakterde birtakım ifadelerde bulunmuştur ki, bu söylediklerinin, sahip olduğu muazzam kişisel prestiji göz önüne alınırsa, birçok bilimci tarafından ciddi bir biçimde –ve maalesef oldukça kötü sonuçlarıyla birlikte– ele alınması kaçınılmazdı. Meselâ 1934’te şöyle yazmıştı: Görelilik teorisi, teorik bilimin çağdaş gelişiminin temel karakterinin zarif bir örneğidir. Kendisine çıkış noktası olarak aldığı hipotezler, sürekli olarak soyutlaşmakta ve deneyimden uzaklaşmaktadır. Teorik bilimci bir teori arayışında giderek artan ölçüde saf matematiksel, biçimsel akıl yürütmeleri kendisine rehber edinmek zorunda kalıyor, çünkü deneycinin fiziksel deneyimi, onu en yüksek soyutlama alanlarına yükseltemez. Ağırlıklı olarak bilimin gençliğine ait olan tümevarımsal yöntemler, yerlerini farazi tümdengelime bırakıyorlar.[7]

Aslında Einstein’ın kendi teorilerine saf muhakeme ve tümdengelim süreci aracılığıyla ulaştığı doğru değildir. Bilim Denemeleri adlı kitabında da ortaya koyduğu gibi, özel görelilik teorisi Maxwell’in elektrik ve manyetizma üzerine yaptığı çalışmalardan türetilmişti ve bu çalışmalar da Faraday’ın katı deneysel temellerde yürüttüğü çalışmalara dayandırılıyordu. Ancak 1915’te kozmolojiye geri döndükten sonra Einstein, çıkarımlarına ulaşmak için soyut tümdengelim yöntemine geri dönmüştür. Bu noktada, temel hipotezini bir kabul olarak almakla yerleşik yöntemden uzaklaşmıştır, ki bu hipotez, yani evrenin bir bütün olarak homojen olduğu (tüm uzaya eşit bir biçimde yayıldığı) fikri, gözlemlerle de ters düşüyordu. Bu önermeden yola çıkan Einstein, genel görelilik teorisini uzayın sonlu olduğunu kanıtlamak için kullandı. Bu görüşe göre, verili bir yoğunluğun kütlesi ne kadar artarsa, “uzayı o denli eğriltir”.

Yeterince büyük bir kütle, kaçınılmaz olarak, uzayın büsbütün kendi üstüne eğrileceği bir duruma yol açacaktır ki, bu da “kapalı bir evren” doğurur. Bu aslında daha önceleri bilimsel olmadığı için reddedilen ve Ortaçağa ait olan sonlu evren bakış açısına geri dönmek demekti. Ne var ki 1915’te bile evrenin homojen olmadığına dair yeterli kanıt mevcut idi. Teori gözlemle edinilen olgularla çatıştı. Einstein’ın yaşamının son otuz yılında, kütleçekim ve elektromanyetizmanın birleşik bir teorisi uğruna yürüttüğü araştırma, kendisinin de kabul ettiği gibi başarısızlıkla sona erdi.

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Metafizik gerilim

"Yüzyıllar boyunca, bilimin gelişimi Kilisenin ruhani diktatörlüğü tarafından felç edildi. Bilim kendisini ancak dinin etkisinden kurtararak geliştirebildi. Ama yine de tarihin ilginç bir tuhaflığı olarak, 20. yüzyılın sonlarında, bilimi gerilere sürüklemek için kararlı girişimlerde bulunulmaktadır. Her çeşit yarı-dini ve mistik fikirler havada uçuşmakta. Bu tuhaf olgu iki şeyle sımsıkı ilişkilidir. İlkin, işbölümü o denli uç noktalara kadar taşınmıştır ki, artık ciddi zararlara yol açmaya başlamıştır."

Metafizik gerilime bir örnek mesela. Bu yazılar hiç ilgi görmüyor. Biraz üste çıkarmakta fayda var.

xenix

"Yüzyıllar boyunca,


"Yüzyıllar boyunca, bilimin gelişimi Kilisenin ruhani diktatörlüğü tarafından felç edildi. Bilim kendisini ancak dinin etkisinden kurtararak geliştirebildi. Ama yine de tarihin ilginç bir tuhaflığı olarak, 20. yüzyılın sonlarında, bilimi gerilere sürüklemek için kararlı girişimlerde bulunulmaktadır. Her çeşit yarı-dini ve mistik fikirler havada uçuşmakta. Bu tuhaf olgu iki şeyle sımsıkı ilişkilidir. İlkin, işbölümü o denli uç noktalara kadar taşınmıştır ki, artık ciddi zararlara yol açmaya başlamıştır. Dar uzmanlaşma, indirgemecilik ve fiziğin teorik ve deneysel yönlerinin birbirinden neredeyse tamamen ayrılması, en olumsuz sonuçları beraberinde getirmiştir. İkincisi, bilimi doğru bir yöne yönlendirmeye yardımcı olabilecek yeterli bir felsefe yoktur. Bilim felsefesi berbat bir durumdadır. Şaşırtıcı değil, çünkü hüküm süren “bilim felsefesi” –ya da daha doğrusu kendisine bu sıfatı yakıştıran mantıksal pozitivizm felsefi tarikatı– bilime, içine düştüğü zorluklardan çıkmakta yardım edebilecek felsefelerin en kötüsüdür. Tersine, işleri daha da kötüleştirmektedir. Geçtiğimiz birkaç onyılda, teorik fizikte, doğal dünya olgusuna fazlasıyla soyut ve matematiksel açıdan yaklaşma yönünde artan bir eğilim görüyoruz. Evrenin sözümona başlangıcını yeniden inşa etmeye dönük keyfi girişimlerde durum açıkça budur. 1972’de yazılmış bir makalede Anderson’un işaret ettiği gibi: Her şeyi basit temel yasalara indirgeme yeteneği, bu yasalardan başlayarak evreni yeni baştan inşa etme yeteneğini beraberinde getirmez. Aslında elementer parçacık fizikçileri bizlere temel yasaların tabiatından ne kadar çok bahsediyorlarsa, bırakalım toplumu, bilimin diğer alanlarındaki gerçek sorunlara o kadar az ilgi duyar görünüyorlar."

Sayın Karia,
Bu parağraftaki iddialarınızın pratikte oluşan görüntüleri ve amaçları konusunda örnekler verebilir misiniz? Örneğin , özellikle şu tümce ile: "Ama yine de tarihin ilginç bir tuhaflığı olarak, 20. yüzyılın sonlarında, bilimi gerilere sürüklemek için kararlı girişimlerde bulunulmaktadır."

Evet bu tümcede kastedilen kimlerdir? Amaçları nelerdir? Çıkarları nelerdir? Nereden beslenirler? Hangi güç onları böyle davranmaya itiyor? Bu konularda eğer, olaylar arasındaki somut bağları, bir dizi toplumsal ilişkiyi, bu ilişkilerin bizi nasıl etkilediğini anlatabilirseniz, makale sanırım amacına ulaşmış olacak...

Bu makalenin hiç tartışılmamış olmasının nedeni, bilim ile din arasındaki çatışmanın, kilise üzerinden ifade edilmiş olmasıdır. Ya da islamiyet üzerinden ifade edilmemiş olmasıdır... İslamiyet üzerinden ifade edilmiş olsaydı böyle tertemiz kalmazdı...

Gerçekten, din ile bilim neden çatışır? Bir yandan çatışırken bizim dindar arkadaşlarımız neden islamiyetin din ile çatışmasını redderek, ikisini çakıştırmaya çalışır?

Oysa sınıfsal olarak ülkeye, dünyaya hakim olan güçler, bilimsel gelişmelerin kendi çıkarlarına dokunmaya başladığı anda, bilimin karşısına daima bir Joker çıkarmıştır. Tam bu anda "danDİNi danDİNi dastana/ DANalar girmiş bostana" diye uyutmakta olduğu jokerini yer yer ırkçılıkla birleştirerek bilimin karşına diker...

Evet dindar arkadaşlar bu konularda neler düşünür? Tartışacaksanız buyrun işte sonuna değin efendice bir makale. Bilmsel dil ile yazılmış. Saygısızlık yok. Ancak bu makaleye sizin cepheden yanıt verilebilmesi için sanırım biraz tarih, biraz sosyoloji, biyoloji, fizik, tamı tamına felsefe, ne bileyim her alandan biraz okumak gerekiyor. Aslında ben de biraz okuyanlardanım ve biraz okuma ile bu işlerin olmadığını çok iyi biliyorum. Ancak sizlerin bir-az okumuşluğuna razıyım...

Ne diyelim xenix: "zaten islamiyetle bilim çatışmaz, yüce peygamberimiz "ilim Çinde ise de gidin bulun" demiş. Hatta kitabın orta yerinden de anlaşılacağı üzere, bir çok bilimsel gelişmelerin kaynağı bizim kitabımızdır"...

Allah kimseyi kitapsız koymasın!!....

Daha önce bir başka

Daha önce bir başka başlık altında ( İnanç, ikna, plasebo) dile getirmiştim;

"..öykünün başlangıcı 20. yüzyılın başlarında yapılan pek çok keşfin (parçacık fiziği vs.) fizik dünyasında bir nevi buhrana yol açması ve buna bağlı olarak fizikteki pek çok eski görüşün bir anda çöker gibi olması.. Bu bağlamda okuduklarımdan aklımda kalanlar; öncelikle fiziğin hiçbir zaman olmadığı kadar matematikleşmesi ve ardından bilginin izafiliği ilkesinin ön plana çıkması ile yaşanan alt üst oluş.. Daha da açmak gerekirse; en basit fizik objelerin incelenmesinde dahi "görmenin" artık söz konusu olmaması ve incelenen bu objelerin soyut matematik terimler içinde tasvir edilmesine bağlı olarak "maddenin yok olup gitmesi" ve geriye kala kala sadece matematik denklemlerin kalması.. Bunların üstüne bir de deney-gözlemci etkileşimi eklenince sonuç; bilginin objektifliğini inkar eden bir fiziksel idealizm.."

Ve Karia'nın yukardaki yazısında belirttiği gibi, bu dönemde olup biten ve tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar "bilimsel" görünen süreçler Berkeley ve Hume'un diriltilmesi eylemleridir özünde ve takip eden zamanlarda bilim ve bilim-felsefesi gibi yüksek seviyelerden sokağa ve gündelik hayata inişleri çok daha dramatik olmuştur; Bir yanda yeni sürüm ve daha bilimsel metafizik gerilimciler (hani çift yarık deneyi ve parçacık-dalga hikayesi filan var ya) öte yanda kosmik federatif güç(?) ve sayısız kuantum koçu.. Seç beğen al işte.

Sahi ne demişti Einstein? Bilimsiz bir din ve dinsiz bir bilim olmazdı di mi?.. Tabi tabi.. tıpkı tanrı zar atmaz dediği gibi.. Ve zaten ondan dolayıdır ki, bunu der demez gitti İsa'ya iman etti, ya da Muhammeden resulullah deyip bağrına bastı kitabı.

Ne oldu, yoksa öyle değil miydi?

"Bilimsiz bir din ve dinsiz

"Bilimsiz bir din ve dinsiz bir bilim olmazdı di mi?.. "

Sevgili Gamaro,
Eintein bu sözü dinin de olması gerektiği anlamında mı söylüyor yoksa, bir düşüncenin gelişmesi için karşıtının da var olması gerektiği anlamında mı söylüyor? Biraz açarsanız sevinirim.
"Gerçi tanrı zar atmaz sözü" olup bitenler şansa bırakılamaz mutlaka kontro altında, bir kuran eden ve denetleyen var "tezini" doğurduğu için belki de açmaya da gerek yok ama en azından "Tanrı zar atmaz" sözü ile "bilimsiz bir din ve dinsiz bir bilim olmaz" sözlerini hangi tarihlerde ve hangi gelişmelerin "zoruyla" ya da kolaylığı ile söylediğini falan bilebilirsek iyi olur kanısındayım...
Selamlar...

node/350

http://www.sonsuz.us/node/3502#comment-36116

Özet bir cevap verilmişti.

Aklın İsyanı kitabını

Aklın İsyanı kitabını belki baştan sona okumak gerek bir değerlendirme yapmak için.

Yazarların bilimin , 20. yüzyılda İdealizme kaydığı yönündeki tespiti doğrudurda, hangi dönem bilim birileri tarafından bu alana çekilmemiştirki.

Örneğin Heisenberg belirsizlik ilkesinin, iki tarafı var. İlki Heisenberg in felsefeyle ilgili bir kitabı var ve bundan sonraki felsefi spekülasyonlar, ikincisi bu ilkenin bilimselliği. Bu ilkenin kendisi idealizm kapısını aralar , bu kapıdan geçmeye heveslenenler olacaktır şüphesiz. Ama bir yandan ilke hala orada durmaktadır. Big Bang ortaya atıldığında din adamları alkışla karşılamıştı, e tabii çünkü kutsal metinlerle paraleldi. Ne oldu, buradan kendine pay çıkaran dinci kesimdi, ne kadar işlerine yaradıki. Bunlar oluyor. Ama bilim adamları arasında ben henüz bu bilimsel gelişmelerin dine yorulduğunu görmedim. İdealizme yorulması hep olacak olsada , 20yy öncesine göre bilim metafizikten daha arınmıştır bence. Eskiden din merkezdeydi, bilim korkarak laf atardı, “name” yapardı, şimdi tam tersi.

Enteresan deney olan ve kuantumun başlangıcı kabul edilebilecek olan, çift yarık deneyi , bu açıdan incelenmeye değer. Çünkü bu deneydeki ilginç olay şudur, elektron gözlendiğinde sıradan davranır, gözlenmediğinde yani biz bakmadığımızda tuhaflaşır, işte buradan idealist yorum çıkarılabilir.
Şöyle ; Bizim amacımız sanki maddenin davranışını etkiliyor gibidir ,amacımız neyse nesnel gerçeklik denilen şey o yönde belirlenmektedir.Gerçeklik değişmektedir veya yoktur gibi. Ve daha bir çok olası yorum.. (tabi burada bizim dışımızda bir gerçekliğin olmadığını kabul etmekle, gerçeğe yönelik bilimsel şüpheciliği ayırmak gerek)

Herneyse , Lenin Materyalizm ve Amp. eserinde materyalist açıdan ,maddenin insan bilincinden bağımsız var olan nesnel gerçeklik olduğu vurgusunu yapar, bu önemlidir, madde tanımı adına ve 20. yy fiziği bu düşünceyi değiştirmiş midir? Bence değiştirmemiştir. Hesinberg ilkesi bunu değiştirir mi? Değiştirmez.

Ama şüphesiz 20.yy fiziği, metafizik- bilim ayrımını biraz güçleştirir gibi görünür . Elektronların davranışı ,makro dünyada geçerli değildir. Ama bu yeterlimidir? mikro dünyayı betimlemekte sınırların olması belliki sorundur. Yabana atılamaz. Ancak bunlar idealizme saplanmak için kesinlikle yetersizdir. Minerva nın baykuşu gece uçar demiş Hegel, modern fizik için her yorum erken gibi.

"Tanrı zar atmaz" ifadesini

"Tanrı zar atmaz" ifadesini oikOs yeterince izah etmiş.

Diğer hususlarda benim söyleyebileceğim şeyse şu Hüseyin Bey;

Aslında tüm bu spotçuluk (spot bilgi- spot atıf vs.) birer Galileo durumudur özünde. ( Bkz: 14 Yüzyıldır Gizli Kalmış Bakara Suresi 67-73 Tefsiri sondan 6. yorum.)

Einstein, bir dönemi oldukça popüler geçen yaşamı boyunca dünyanın pek çok yerinde ve pek çok patformda boy göstermiş, fizik dışında da yazılar yazmış ve içinde S.S.C.B Bilimler Akademisi de bulunmak üzere pek çok üst düzey kurumla mektuplaşmış, dünya barışı, sosyal baskı ve militarizme karşı tavır almış bir insandı. Daha farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse; çok az bilim insanına nasip olabilecek bir popülarite ve hayranlık duygusu, onu elit-akademik bir dünyanın ötesine, hatta gündelik hayatın sıradan insanına dahi ulaştırabilecek genişlikte bir yelpazenin açılmasına yol açtı.

İşte onun sözlerini ve yazılarını okurken bu geniş hitabet alanını gözden kaçırmamak gerekir. Örneğin Einstein'ın şuna benzer bi lafı da vardır; "Siz hiç sırtında para çuvalıyla dolanan bir İsa tahayyül edebilir misiniz?" Evet, yani? Ne çıkarmamız gerekir şimdi bundan, İsa'ya inandığını ve tanrıya ulaşma yolunda dünyevi nimetleri ardında bıraktığını filan mı? Oysa Einstein'ın ne olduğu bi sır değildir ve onu bi flozofla yanyana anmak gerekiyorsa bu ancak Spinoza olabilir.

Ama dedim ya, tüm bu ve benzeri spotçu tavırlar birer "Galileo" durumudur özünde.

1) Yetersiz bilgi donanımla fikir üretme hırsı ve benim olacaksın inadı.
2) Gördüğü duyduğu her sözü veya cümleyi bir ayet gibi algılama ve kullanma huyu.

Ha şimdi Einstein "bilim dinsiz, ve din de bilimsiz olmaz" demiş ve bunu da "o" anlamda mı söylemiş yani? Ama dedim ya, e madem "o" anlamda söylemiş, o zaman niye İsa'nın önünde diz çökmemiş, veya daha iyisi muhammeden resulalllah deyip hak yolunu tercih etmemiş kendileri? (Ya da var mı böyle bi iddia, hani gizli gizli kuran okurdu, işte bu kitap derdi filan?:)

Yeri geldi, bi de Wittgenstein var tabi..Ve onun şu tümcesi;" Şimdi geçmiş olunca nereye gidiyor, işte bu felsefenin en önemli sorunu.." İyi güzel de, bunu getirip yazan kişi bi ikinci cümle daha yazmaz mı yahu? (ben görmedim mesela) Eee, tamam pek bi affili de, ne diyo yani Witgenstein?. Valla alıntıyı yapan kişi bile bilmiyo inan.. ama nası dese, materyalistlere kapak olacak bi havası da var sanki.. hani zamanın göreliliği, herşey madde değil gibi bişey filan.. (sahi ne demişti Galileo?) ..aman canım neyse ne, sen kat onu da malların arasına, kaynar gider bi şekilde.. aha böyle bişey işte.

Bu arada sevgili Vena Amoris'in hatrına: Bilmemek ayıp değildir elbet.. Ama daha şeytan olmayı bilmeden cin çarpmaya kalkmak çok ayıp bişeydir billah. Çıkar sonra Cin'in biri, tarumar eder çarpanı çarpacağını.

gamaro : Bu yazı internette yok, ilk defa burda.

Einstein cehenenneme mi

Einstein cehenenneme mi gitcek şimdi ben annamadım.

Hele hele Wittgenstein'e ne olcak, işte orası daha bir muamma... diye düşünmek zorunda kalıyorum yani ister istemez:)

''Gerçekten, saf

''Gerçekten, saf tümdengelim yöntemi aracılığıyla gerçeğe giden yolu bulabiliyorsak, neden duyularımızın tanıklığına bağımlı olalım?
''

Ruhumun içinde beslenen bir başka ruh
Doğrusunu eğrisini algılayamadığım...
Algılayamıyorsan aklında uçtu dediler.
Akıl denilen bir bölge varmı ki beynimin içinde!
Olmadığını görebiliyormusun?
Ya olduğunu görebiliyormusun biçare insan?
Hissediyorsun... tıpkı duygularını hissettiğin gibi...
O zaman duygularınla hareket etmek neden akılsızlık?
Anlayamadın mı?
Biraz olduğunu söylediğin aklını kullansana...

ŞT

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş