Ebru Sanatı

Burhan-Ersan-Rengisu

Ebru yapılış itibariyle anlıktır; Anın ifadesidir. Bu anlayış bugün yapılış itibariyle doğaçlama olarak adlandırılan ve performans diye nitelendirilen yaklaşımlarla bire bir örtüşmektedir.

Bizler batı resmiyle ilişki kurana kadar hep anlamlandırılamamış bir ifade olarak kalmıştır.Çünkü yıllar öncesinden beri soyut bir ifade gücü taşır. Soyut ifade ya da soyut sanat deyince neyi anlarız? Soyut ifade ya da sanat, insanın günlük etkilenmelerinin ve sorunlarının dışındaki bir sürece kendini bırakarak varoluşunu ifade etme çabasıdır. (kısaca sanatçının soyut gerçeklikle(tin) iletişim kurma çabasıdır diyebiliriz.)

Görüyorum o halde varım yerine, varolduğum için görüyorum yaklaşımıdır. Elbette varoluşu kendi istedikleri biçime girmesi için yoğun çaba harcayan her davranışa çok uzak bir tarzdır bu. İnsan olmanın özüne ilişkin bir yaklaşımdır. Özelikle Rönesansla gelişen resim anlayışına karşı bir duruşta kendini gösterir. Soyut sanat anlayışı, öncelikle ruhsal bir ifadenin araştırılmasına , tüm değişimlere karşın değişmeyen özün anımsanması ve araştırılması ilkesine dayanır.Ya da değişimlerin ruhsal yansımalarına …Ama her halükarda ilk hareket noktası sanatçının kendini akışa bırakması , kendini (gündelik) gerçekliğin ötesine bırakması gerekir. Her ne kadar soyut sanat temsilcisi olmasada , bir sanatçı tutarlılığı ve bilinciyle (her ne kadar soyut resmin temsilcisi olmasada sanatçı duyarlılığıyla) Picasso’nun söylediği gibi; “Ben aramıyorum buluyorum…” Her sanatçının hissettiği gibi . Soyut sanat anlayışı hem sanatçıya kendini tanıma fırsatı sunarken , yapıtının izleyiciyle karşılaşmasında da izleyiciye kendiyle ve bütün insanlık tarihinin soyut bir ifadesiyle karşılaşma fırsatı sunar. Çünkü bütün insanlık bilgisi insanın içine konmuştur ve sanatçılar bunu bir biçimde anımsayanlardır. Soyut sanat varolan düşünme kalıpları dışında bir biçimde izleyiciye yeni bir düşünme alanı yaratır. Bu düşünme alanı, günlük yaşamımızın çıkarların korumaya yönelik kurnazlıklarından, şartlanmışlıklarından farklı bir düşünme alanıdır; insan olmanın duyumsandığı , varolmanın keyfine varıldığı ve ruhsal dünyanın doygunluğunun ,insana yeni duygu deneyimleri yarattığı bir dünyadır bu. İfade kaygısından öte bir yaklaşımdır, insan gerçeğine yaklaşma , insanla bütünleşme çabasıdır. Batı sanatının son yüzyıla kadar bir bütün halinde savunduğu kendini ifade eden(Bu çok tanıdığımız kendini önemseyen ve ben merkezli bir sanatçı tipini doğurmuştur) sanatçı tiplemesinden başka bir yaklaşımdır. Tam tamına doğunun (yani maddi dünyanın çözümlenme ve ele geçirilme araçlarından biri olarak düşünülmeyen sanat) sanat yaklaşımıdır; gerçeği aramak.

Gerçeği bulmak için kendi kısır gerçekliğinden uzaklaşmak.Sanatçının yaratma sürecinde , sürece teslim olma becerisidir ve özden bir çaba gerektirir.

Burhan Ersan

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Sanat --- Etiketler: , , ---

Kuantum Fiziği, Görelilik ve Doğanın Diyalektik Anlayışı

Enerjinin kuantalar (küçük parçacıklar) haline gelebildiğinin bulgulanması, kütle ve enerjinin eşdeğerliliği alanın da maddesel özellikte, maddenin somut biçimlerinden biri olduğunu göstermektedir. Şimdi klasik fiziğin görüş açısından alışılageldik madde imgesinin “kaybedildiği” ve madde üzerine felsefi spekülasyonların yapıldığı en hassas bölüme gelmiş bulunuyoruz.

Felsefi bir ironiyle de belirtmek gerekirse, maddenin sonsuz değişim özelliği ve hareketsel özellikleri içerisindeki kavranışıyla maddenin aldığı somut biçimlere göre maddeye ilişkin yorumlarımızda olabilecek değişmelerin kısaca doğaya ilişkin materyalist diyalektik kavrayışımızın özünü ve onu evrensel düzeyde genelleştirebilmemizin temellerini buluruz bu noktada.

Parçacıkların içsel enerji durumu; durgun kütle ve kinetik enerji gibi birinden diğerine, diğerinden öbürüne sıçramalı geçişler yapabilme ve bir ve aynı şeyin iki ayrı görünümü olarak ortaya çıkan parçacık ve dalgasal hareket özelliklerinin bilinmesi, maddeye ilişkin bilgimizi derinleştirip doğadaki hareketin diyalektiğinin daha derin bir kavranışına da ulaştırmaktadır bizi.
Devamını oku

Yorum Durumu: 2 yorum --- Kategori: Bilim --- Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ---

Paralel Evrenler

Benim bu konu hakkında söyleyeceğim çok şey vardı. Bununla birlikte, Gelişmiş Tanrı düzeyinin altında olan biri için bunların pek azı anlaşılabilir nitelikteydi.

Paralel Evrenler konusunda söyleyeceklerimin arasında cesaret verici olan tek şey, bu kavramı anlayabilmeniz için en ufak bir şansınızın bile olmadığıdır. Dolayısıyla “Ne?” ve “Yaa!” gibi ünlemler kullanabilir, hatta gözlerinizi şaşılaştırıp saçmalayabilirsiniz.

Paralel evrenler hakkında ilk anlamanız gereken şey, onların paralel olmadığıdır.

Diğer bir önemli noktaysa, bu paralel şeylerin tam anlamıyla evren olmadıklarını anlamaktır, ama bunu daha sonra, yani şu ana kadar anladığınız hiçbir şeyin doğru olmadığını anladıktan bir süre sonra kavramaya çalışmanız en kolay yol olacaktır.

Bunların evren olmayışlarının sebebiyse, herhangi bir evrenin aslında böyle bir Her Çeşit Genel Karman Çormanlık olmayışı ve teknik adıyla, yalnızca HÇGKMÇ’ye, yani Her Çeşit Genel Karman Çormanlık’a bir bakış şekli olmasıdır. Her Çeşit Genel Karman Çormanlık diye birşey aslında yoktur ve olsaydı bile, o da kendisine yönelik farklı bakış açılarının topyekün toplamından başka birşey olmayacaktır.

Evrenlerin pararel olmayışlarının nedeni denizin paralel olmayışıyla aynıdır. Bunun hiçbir anlamı yoktur. Her Çeşit Genel Karman Çormanlık’ı istediğiniz gibi dilimleyebilir ve sonunda genellikle, birilerinin ev olarak adlandırabileceği birşey elde edersiniz.

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Kısa Devre --- Etiketler: , , ---

IQ Testi

Genetik deterministler tarafından özellikle IQ testi alanında sıklıkla yanlış kullanılan bir kavramdır kalıtım. Britanya’da Hans Eysenck ve ABD’de Richard Herrnstein ve Arthur Jensen adlı psikologlar, zekânın büyük ölçüde kalıtımsal olduğu düşüncesini geliştirmişlerdi. Aynı zamanda, siyahların ortalama IQ’sunun beyazlardan, İrlanda’daki İrlandalılarınkinin de İngiltere’deki İngilizlerden genetik olarak daha düşük olduğunu savundular. Eysenck görünüşe bakılırsa, siyahların ve İrlandalıların “düşük IQ” genleri nedeniyle seçmeli üretildiklerine inanmaktadır. Aslına bakılırsa IQ testlerinin içsel olarak kusurlu oldukları kanıtlanmıştır. Boy ya da kilo gibi, “zekâ” için de bir ölçü birimi yoktur. IQ keyfi kabullere dayanan hayali bir kavramdır.

IQ testi, yüzyılın başlarında, Alfred Binet’nin öğrenme güçlüğü çeken çocukları tespit etmek için basit bir test oluşturmasıyla başladı. Binet’ye göre bu test, zorlukları tespit etmenin bir aracıydı, ardından bu zorlukların “zihinsel ortopedi” sayesinde çaresi bulunabilecekti. Bunun bir tür “değişmez” zekânın ölçüsü olduğuna kesinlikle inanmadı ve böyle fikirler ileri sürmeye niyetlenenlere Binet’nin yanıtı çok sertti: “Bu canavarca karamsarlığa karşı çıkmalı ve tepki göstermeliyiz.” Binet’nin testinin temeli oldukça basitti: daha büyük yaştaki çocuklar, daha küçüklerin yapamadığı zihinsel işleri yapabilirlerdi. Böylece her yaş grubuna uygun düşen testleri bir araya getirdi; daha parlak ya da daha az yetenekli olanlara buna göre karar verilebilirdi. Çocukların zorluklarla karşı karşıya geldikleri noktalarda tedavi edici bir harekete girişilecekti. Ne var ki, başkalarının elinde bu sistem farklı sonuçlara varmak için kullanıldı. Binet’nin ölümüyle birlikte öjenik taraftarları determinist mesajlarını pekiştirme fırsat buldular. Zekâ, artık kalıtım sayesinde aktarılan ve toplumsal sınıf ve ırksal kökene dayanan doğuştan gelen ve değişmez bir şey olarak düşünülüyordu. Stanford-Binet testlerini ABD’ye getiren Lewis Terman’e göre düşük zekâ, “güneybatılı İspanyol-Yerli ve Meksikalı aileler ve zenciler arasında çok yaygın ve ortak bir şeydir. Kalın kafalılıklarının ırksal olduğu ya da en azından geldikleri aile soyunda doğuştan olduğu görülmektedir… Bu grubun çocukları özel sınıflara ayrılmalıdır… Bunlar soyutlamalara hakim değildirler, ama çoğu durumda verimli işçiler haline getirilmeleri mümkündür…
Devamını oku

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Bilim, Zeka Soruları --- Etiketler: , , ---

Plume Lokantada

Plume öğle yemeğini yiyordu lokantada, tam o sırada yanına şef garson yaklaştı, yüzüne ters ters baktıktan sonra alçak ve gizemli bir sesle: “ O tabağınızdaki yemek listede yok” dedi.

Plume hemen özür diledi.

-Hani, işim acele olduğundan listeye bakamadım. Ne bileyim, pirzolaları vardır, yoksa da yakında bir yerlerden kolayca bulabilirler diye düşünmüş olacağım, işte öylesine bir pirzola söyleyiverdim, ama pirzolamız yok deselerdi başka bir şey de isteyebilirdim. Garsonun pek öyle şaşırmış gibi bir hali yoktu, gitti, az sonra da bunu getirdi, işte böyle…

Elbette parası neyse ödeyeceğim. Pirzola da güzelmiş hani, hiçbir diyeceğim yok. Parasından kaçacak değilim ya. Bilseydim, başka bir et seçerdim, niye olmasın? Ya da sadece bir yumurta, her neyse şimdi artık pek aç da değilim. Borcum neyse, size ödeyeyim hemen.

Gelgelelim şef garsonun kılı kıpırdamaz. Plume patlayacak derecede sıkıntılıdır. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra gözlerini çevirince… hımmmm… şimdi de lokantanın sahibi karşısında durmuyor mudur?

Plume hemen özür diledi.
Devamını oku

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Kısa Devre, Öykü, Sanat --- Etiketler: , , , , ---

Plume

Yataktan dışarı uzanıp da ellerinin duvara değmeyişine şaşırıp kaldı Plume.”Vay canına,” diye düşündü, “Karıncalar yemiş olmalı…” ve yeniden uykuya daldı.

Az sonra karısı Plume’ü omzundan tutup sarsalamaya başladı: “Uyansana be miskin adam! Sen uykudayken evimizi çalmışlar!” dedi. Gerçekten de dupduru bir gökyüzü dört bir yana yayılıyordu. “Adaaam sen de, olan olmuş bir kere,” diye düşündü.

Aradan çok geçmedi, bir gürültü duyuldu. Bir tren olanca hızıyla üzerlerine geliyordu. “Geliş hızına bakılırsa belli ki bizi geçer” diye düşündü ve yeniden uykuya daldı.

Sonra üşüdüğü için uyandı. Her yanı kana bulanmıştı. Karısından kalmış bir kaç parça duruyordu yanıbaşında. “İşin içine kan karışmaya görsün, adamın başı dertten kurtulmaz; şu tren geçmemiş olsaydı, ne iyi olacaktı. ama madem olan oldu bir kere…” diye düşündü ve yeniden uykuya daldı.

-Yahu, diyordu yargıç, karınızın sekiz parçaya bölünmüş bulunacak kadar kazaya kurban gitmesini, buna karşılık yanında olup da onu kurtarmak için en ufak bir hareket yapmamanızı, farkına bile varmamanızı nasıl açıklayacaksınız? Anlaşılması gereken bu. İşin can alacak noktası burda.

-Bu konuda ona yardımcı olamam, diye düşündü Plume ve yeniden uykuya daldı.

-Yarın idam edileceksiniz. Söylemek istediniz bir şey var mı, suçlu?

-Bağışlayın, dedi Plume, davayı izlemedim. Ve yeniden uykuya daldı.

Henri Michaux

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Kısa Devre, Öykü, Sanat --- Etiketler: , , ---